Diyanet

Diyanet Vakfı'nda çalışan Ayşe Sucu'nun görevden alınması geçtiğimiz günlerde medyada kendisine çokça yer bulan  konulardan biriydi. Herkesin kendi meşrebince yaklaştığı bu olay, medya çalışanlarının bilgi dereceleri ve araştırma yeteneklerini de sorgulamamıza vesile oldu.

Önce Radikal gazetesi yazarı Ezgi Başaran'ın yazısından bir örnek sunuyor ve bu yazıyla alakalı olarak, Xmarx'ın Ekşi Sözlük'teki yazısından alıntı yapıyoruz:

Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Kadın Faaliyetleri Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Ayşe Sucu’nun görevden alınmasının nedeni ve anlamı konuşuluyor. Söylentiler muhtelif:
 ... 4.) Diyanet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Tayyar Kulaç’la şimdiki Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in arası limoniydi, Başkanlık vakfın bir parçası olan kadın faaliyetleri merkezinin başkanını değiştirerek güç gösterisi yapmıştı.
Altıkulaç’la Görmez’in arasının pek de iyi olmamasının sebebi ise şu: Görmez, Altıkulaç’ın kurduğu 29 Mayıs Üniversitesi’nin henüz erken olduğunu düşünüyordu.

Şimdi sözü Xmarx'a bırakalım:

1. Diyanet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Tayyar Kulaç değildir. Diyanet Vakfı mütevelli heyeti başkanı ise Mehmet Görmez'dir. Ezgi hanımın Tayyar Kulaç dediği ama sonrasında Altıkulaç demekle yetindiği Tayyar Altıkulaç ise mütevelli heyeti üyesidir. http://www.diyanetvakfi.org.tr/hakkimizda/idariyapi.htm
2. Üniversiteyi vakıf kurdu. Tayyar Altıkulaç'da vakfın üyesi. Mütevelli heyeti üyesi.

Ne demişti Ezgi Başaran yazının başında  "...Ayşe Sucu’nun görevden alınmasının nedeni ve anlamı konuşuluyor. Söylentiler muhtelif".

Diyanet
Söylentiler muhtelif olsa da  bu söylentilerde bir bilgi yanlışlığı var mı diye soruşturmak gayet basittir. Lazım olan tek şey merak duygusudur.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Oxford Sözlük Vardı Da Biz Mi Okumadık

Hakkı Devrim dün çıkan yazısında yaptığı hatayı kızı ve oğlu sayesinde anlamış. Bakalım nasıl anlamış:

'Enformasyon'un 9.400 anlamı derken ben işi karıştırmışım
Yanlışımı açıklamak ve kusurumu itiraf etmek istiyorum.
Oxford English Dictionary «İnformation kelimesinin 9.400 ayrı anlamda kullanıldığını belirtmiş» diye bir laf çalındı kulağıma. Nerede bu haber, dedim; artık hep olduğu gibi fotokopiye benzer bir yazı tutuşturdular elime. Orada 9.400 rakamını gördüm. İngilizce bilmem. Arkadaşların heyecanı bana da sirayet etmiş olmalı. Yeterince araştırmadan, dünkü yazımda kullandım bu «müthiş» bilgiyi.
İlk itiraz kızımdan geldi. Oğlum da el koydu hadiseye. Onların İngilizcesi var.

Buradan Hakkı Devrim'in sevgili kızına ve oğluna teşekkür ediyoruz lakin yazıya devam etmeden de edemiyoruz:

Hadisenin aslı, eğer nihayet anlayabildiysem Enformasyon konusunda 9.400 sayfalık bir kitap yapmışlar. Kitabın ağırlığını oluşturan, enformasyonla ilintili metinlermiş. Yan yana, alt alta kelimeler veya deyimler değil de, içinde hep enformasyondan söz edilen cümlelerden oluşmuş bir kitap. Benim anlayabildiğim bu.

Kızınızın ve oğlunuzun müdahalesini ve sizin çabanızı takdir ediyoruz ancak ne yazık ki mesele size yine yanlış aksettirilmiş.

Oxford Sözlük yazımızda da belirttiğimiz üzere son Oxford Sözlük hakkında çıkan haberde şöyle deniyor:

Keeping with the digital spirit, the OED has expanded the entry on “information” to 9,400 words.....

Yani information kelimesinin tanımları, örnek cümleleri, information kelimesine ilave başka kelimelerle oluşan söz öbekleri, onların tanımları, cümle içinde kullanımları ve yer yer verilen etimolojileri dahil 9400 kelimelik bir sözlük maddesi söz konusu. Bu da kaba bir hesapla sözlüğün 20 ila 30 sayfası eder.

Ama bir meslektaşım bu kadar bilgiyle dün benim yazdığıma benzer bir yazı kaleme alsaydı, ben onu kınamakla da kalmaz, alenen ti’ye alırdım. Şimdi beni ti’ye alacak olanları da, yerden göğe hak vererek ve şapkamı çıkararak saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sözlük
Saygılar, sevgiler bizden sayın Hakkı Devrim. Yeni yılınız kutlu olsun.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Mehmet Akif Ersoy'dan Dizeler

Ahmet Hakan bugün yazdığı yazıda şöyle demiş:

Mehmet Akif ve ırkçılık

DÜNKÜ yazımda eskiden İslamcılar ile ülkücüler arasında yapılan ırkçılık tartışmalarından söz etmiş, İslamcıların Mehmet Akif’in dizeleriyle ülkücülere verdikleri cevabı yazmıştım.

Eksik olmuş.

Ülkücüler de İslamcılara yine Mehmet Akif’in dizeleriyle yanıt verirlerdi.
Onların kullandıkları dizeler ise İstiklal Marşı’nda geçen “kahraman ırkım” cümlesiydi.

Eski 100 TL"Kahraman ırkım" cümle değildir. Dize de değildir. Hele 'dizeler' hiç değildir. Sizden edebi şaheser beklemiyoruz ama okurlarınıza da böyle hor muamele etmeyin. Çoğumuz en azından ilkokul mezunuyuz. Anlıyoruz biraz.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Sevindirik

Emre Aköz bugün yazısında TDK Büyük Sözlük'ün içeriğine değinmiş ve yazısını şöyle bitirmiş:

Okul sözlükleri zaten derlemedir. Öğrenciler varsın o türden deyim ve atasözlerini başka zaman, Büyük Sözlük'ten okusun...
Nasrettin Hoca'ya döndük: Eşeği kaybedip bulduk, "sevindirik olduk".
Haluk Hoca, bunu da al sözlüğe!

Buyrunuz, burada alınmışı var: TDK Büyük Türkçe Sözlük

Sevindirik yazıp enter'a basın bakalım ne çıkıyor.






Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Mehmet Akif Ersoy ve Arnavutluk

Ahmet Hakan 30 Aralık 2010 tarihli yazısında Mehmet Akif'ten bir alıntı yapmış ama onu da yanlış yapmış.

Hani, milliyetin İslam idi... Kavmiyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın ya milliyetine
Arnavut ne demek? Var mı şeraitte yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri
Arap'ın Türk'e; Laz'ın, Çerkez'e yahut Kürd'e
Acem'in Çinli'ye rüçhânı mı varmış? Nerde!
Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer!
Fikri kavmiyeti tel'in ediyor Peygamber.

Doğrusu şöyle olacak:

Hani, milliyetin İslam idi... Kavmiyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine
Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatte yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri
Arab'ın Türk'e; Laz'ın, Çerkez'e yahut Kürd'e
Acem'in Çinli'ye rüçhânı mı varmış? Nerde!
Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer!
Fikr-i kavmiyeti tel'in ediyor Peygamber.

Şerait koşullar demektir. Doğrusu Şeriat olacak. Ahmet Hakan'ın eli sürçmüş diyelim.

Mehmet Akif Ersoy
Arnavutluk->Arnavut ise biraz daha esaslı bir hata. Şiirin tamamı çok uzun olduğu için buraya yazamıyoruz ama şiirin ilk dizesi olan "Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk" adıyla tanındığını söyleyebiliriz. Şair bu şiirde Arnavutluk'un İslamcılığı terk edip Milliyetçi (Ulusalcı, Kavmiyetçi, Nasyonalist) hislerle bağımsız ülke kurma mücadelesi vermesine çatmış. Ahmet Hakan'ın en azından şiirin temasını bilmesini beklerdik.

Son dizede söz konusu olan da fikri kavmiyet (düşünsel milliyetçilik) değil fikr-i kavmiyet (milliyetçilik düşüncesi) olacak tabi ki.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Duyurudur - Muhtesip'in Twitter Hesabı


Muhtesip'i canlı olarak Twitter'da http://twitter.com/okurum adresinden de takip edebilirsiniz.


Teşekkür ederiz.

Oxford Sözlük

Hakkı Devrim bugün bizi Oxford Sözlük hakkında öyle aydınlatmış ki gözlerimiz kamaştı.

Bir haber üzerinde durulmuş masada. İngiltere’den gelen ve işini kelimelerle gören herkesi yerinden oynatacak bir haber.
İngilizler Oxford English Dictionary’nin son baskısında (Bu da İngilizce’nin kutsal kitabı sayılır) information kelimesinin 9 400 ayrı anlamda kullanıldığını belirlemişler.
Bir kelimenin 9 400 anlamı var denince, bir durup düşünmemek mümkün değil
9 400 anlam bizi harekete geçirir mi dersiniz? (Bir gün Fransız Akademisi’ni şöyle baştan sona bir konuşalım.)

Sorgusuz, sualsiz bir "Gavur yapıyor abi" önermesi. Bakalım gerçekten öyle mi. New York günlük haber sitesi PSFK'nın konuyla ilgili çıkmış olan 8 Aralık 2010 tarihli haberde şöyle deniyor:

Keeping with the digital spirit, the OED has expanded the entry on “information” to 9,400 words.....

Yani information kelimesinin tanımının uzunluğu 9400 kelimeye çıkmış. Yine de Hakkı Devrim'in 9400 anlama yetişme çabasıyla 20 Türkçe anlam buluşu görülmeye değer doğrusu.
Oxford Sözlük

Bugünlük bu kadar 'enformasyon' yeter.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Tek Kelimeyle

'Tek kelime' kaç kelimedir? Görelim bakalım.

İdam sırasında "kopan" başı "Allah'ın takdiri" "dans edilmemesini" "iftihar vesilesi" sayan bir "kültür" nasıl tanımlanabilir?

Hemen ve tek kelimeyle söyleyeyim:
"Kel-le kül-tü-rü"!
Hadi Uluengin 17 Ocak 2007 tarihli yazısı

Türkiye 1928'den beri, tek kelimeyle, Kilise'yle Devlet'in en az Fransa'daki oranda ayrışmış olduğu laik bir devlettir.
Hadi Uluengin 23 Kasım 2003 tarihli yazısı

Gazze’ye gönderilen insani yardım gemilerine İsrail’in saldırması, Türkiye dışında belki de ilk kez bu kadar güçlü biçimde AB ülkelerinde de kınanıyor. Bu tek kelimeyle, devlet eliyle korsanlık, devlet eliyle cinayet.
Yalçın Doğan 1 Haziran 2010 tarihli yazısı

Hürriyet Gazetesi’nde hiçbir şey değişmiyor aslında, bunu da fark ettik. “Amiral Gemisi”nin kaptanı değişiyor ama “Derin Hürriyet” her zaman orada! Gülnur Can haberinin veriliş tarzı, “Aslında kolluyorum ama...” sahte duyarlılığı tek kelimeyle mide bulandırıcıydı. Neyse, konumuz o değil.
Balçiçek Pamir (İlter) 20 Nisan 2010 tarihli yazısı

Sevgili dostlar, başladığım gibi bitireyim; eğer Doğan "söz konusu" şirketleri, "bu fiyattan" İpek'e satmayı başarırsa, onu ikna eder ve "bu mala bu parayı alırsa", tek kelimeyle şunu söyleyebilirim; Helal olsun!
Yiğit Bulut'un 15 Şubat 2010 tarihli yazısı

Rahmetli Adnan Menderes'in bence çok haksız, anlamsız ve hatta alçakça idamının sonrasında; yıllarca ve yıllarca en ufak bir sesi çıkmayanların, en ufak bir tepki koymayanların; aradan yaklaşık 50 yıl geçtikten sonra birdenbire Menderes'in idamının üzerinden prim yapmaya çalışmaları tek kelimeyle utanç verici.
Toktamış Ateş'in 10 Haziran 2010 tarihli yazısı

Bir ordunun, aldığı bir kenti yakması için, tek kelimeyle, "geri zekalı" olması gerekir.
birToktamış Ateş'in 6 Mayıs 2010 tarihli yazısı

Cevap veriyorum: köşe yazılarında 'tek kelime' demek en az 2 kelime demektir!




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Ankara'nın Adına Bak

Blogumuzun yeni bir konuğu var: Serdar Turgut

Serdar Turgut 26 Aralık 2010 tarihli yazısında şöyle demiş:

Müştak Baba şiirlerini; gizemleri, kehanetleri bir çözüm anahtarının ardına gizleyerek yazardı. Bu şiirlerdeki kehanetlerinin amacının, özellikle Türkleri ve dünyayı ileride karşılaşacakları konusunda uyarmak olduğu açıktır.
ANKARA SINIR ŞEHRİ
O çözülen tek bir satırda Müştak Baba, Ankara kelimesi bile kullanımda değilken 100 yıl kadar sonra 1923 yılında Ankara'nın Türkiye'nin başkenti olacağı kehanetini yazmıştı.

Serdar Turgut 1800'lerde Ankara kelimesinin kullanımda olmadığını iddia ediyor. Bunu iddia ederken aklından ne geçtiğini bilemeyiz ama kentin Angora adının etkisinde kalmış olabilir.

Ankara'ya M.Ö. 4. yüzyılda Lidyaca çapa anlamında Ἄγκυρα yani Anküra adı verilmiştir.
Lidya Parası
Üstünde Ἄγκυρα yazan Lidya parası
Şehrin Türkçe adı da 15. yüzyıldan itibaren انقره diye yazılmakta ve Ankara diye okunmaktır. Özellikle kaf harfi ikinci sessizin K ve üçüncü seslinin A olduğunu kesin bir şekilde göstermektedir.
II. Bayezit döneminden kalma, üzerinde "Ankara" yazan para
Batı dillerindeki Angora, Ankyra ve benzeri dönüşümler ise şehrin Türkçedeki adını hiç etkilememiştir.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Emeritus

Hakkı Devrim, okuyucusundan gelen bir soru üzerine "emeritus profesörlük" kavramına değinmiş bugün:

Ben de sizin gibi yeni fark ettim böyle bir unvan ve pâye’nin (makamın, şerefli görevin diyelim) belli yaşı geçmiş ve hocalığa mutadın fevkinde hizmette bulunmuş bilim insanlarımıza verildiğini. 

-Sefa’nın yazdığı gibi Tosun Terzioğlu ve Üstün Ergüder hocalara emeritus profesör’lük unvanı verilmiş. İlkin Şerif Mardin’e verilmiş bu paye, gene Sabancı tarafından. Bilgi Üniversitesi’nin de iki emeritus’u varmış: Mete Tuncay ile Gülten Kazgan 

Hakkı Devrim'in yeni öğrendiği bu kavramla alakalı edindiği bilgilerin eksiklerini de biz tamamlayalım. Bilgi Üniversitesi'nin iki değil üç emeritus profesörü vardır. Üçüncüsü, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan'dır.

http://www.vitae.gen.tr/?p=775

diploma
Bunlar dışında emeritus ünvanını yurtdışındaki üniversitelerden almış Oktay Sinanoğlu, Nihat Berker, Halil İnalcık gibi Türk profesörler de bulunmaktadır.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Geçici 16. Madde

Konumuz Anayasa'nın geçici 16. maddesinin doğuracağı hüküm.

Yalçın Bayer'in 28 Aralık 2010 tarihli yazısından:

Anayasa’nın 16. maddesine dikkat
“ANAYASA halkoylamasına ilişkin oy verme kütüğünde ve sandık listesinde kaydı ve oykullanma yeterliliği bulunduğu halde hukuki ve fiili herhangi bir mazereti olmaksızın halkoylamasına katılmayanlar, Anayasa’nın halkoylamasını takip eden beş yıl içindeyapılacak genel ve araseçimleri ile mahalli seçimlere ve diğer halkoylamalarınakatılamazlar, seçimlerde aday olamazlar.”
Bugüne kadar üzerinde pek durulmayan bu geçici 16. madde hükmü, 1982 Anayasası’nın halkoylamasında katılımı zorlamak amacı ile konulmuştu.
Fakat hangi anayasa oylamasını takip eden beş yıllık dönemi kapsayacağı belirtilmediğiiçin genel bir hüküm niteliğini kazanmıştır ve bütün anayasa halkoylamalarını(referandumları) kapsayacak biçimde yorumlanabilir.
Ve kurnaz anayasacılar tarafından Kılıçdaroğlu ve BDP’li vekillerin 2011 seçimlerinde adaylığını önleyebilirler (mi?)
Yrd. Doç. Dr. Engin ÜNSAL
Eski CHP İstanbul Milletvekili

Görüldüğü üzere değerli Doç Dr. Engin ÜNSAL Anayasa'nın geçici 16. maddesinden bahsetmiş ama sayın Bayer başlığı Anayasa’nın 16. maddesi diye atmış. Oysa arada rakam benzerliği dışında bir bağlantı yok. Geçici maddeler Anayasa'nın kalıcı maddelerinin bitiminden itibaren 1'den başlayarak sayılan ek maddelerdir.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Bihlun

Ahmet Hakan bugün CHP'nin yeni genel sekreterinden bahsetmiş:

CHP’de Genel Sekreter Bihlul Tamaylıgil oldu. Tamaylıgil kim Yıllardır politikanın içinde, Meclis’i biliyor, örgütü biliyor, siyasetin dilini biliyor, medyayı biliyor... Üstelik Baykal’a yakınlığıyla da birleştirici bir tarafı var.

Ahmet Hakan, yeni genel sekreter hakkında bayağı bilgi sahibi anlaşılan. Bilmediğini de biz tamamlayalım da ilerde problem olmasın. Genel sekreterin adı Bihlul değil, Bihlun.

http://www.bihluntamayligil.com.tr/

Bihlun Tamaylıgil
Bihlun Tamaylıgil
Dün ve önceki gün bazı gazetelerin yazılı baskılarında ismin yanlışlıkla Bihlul diye geçmesi midir Ahmet Hakan'ı yanıltan yoksa Aşk-ı Memnu'daki Behlül mü kulaklarını çınlattı bilinmez... Ama madem bu kadar övüyor ve beğeniyoruz o zaman ismini doğru yazalım değil mi?





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Yeşil Tişört

Rahmi Turan, bir gün önce yazdığı yazıda Silivri'de  tutuklu bulunan Albay Atilla Uğur'dan kendisine gelen bir mektubu paylaşmıştı. Bugün ise Silivri'de tutuklu bulunan asker ve gazetecilerin hayat şartları ile ilgili bir yazı yazmış.

Turan, yazısındaki bilgileri kendine gelen mektuplarla aldığını ima ediyor, başka kaynak göstermediğine göre buna inanmak zorundayız. Ama benzer bilgileri biz zaten önceden OdaTv'den Barış Terkoğlu'nun yazısı sayesinde öğrenmiştik.

http://www.odatv.com/n.php?n=odatv-silivri-mahpusunda-1108101200 

Turan'ın yazısı ile OdaTv'deki haberde yer alan bazı cümleler bire bir aynı. Cezaevi aynı cezaevi olduğuna göre benzeşmeler normal diyerek, iyi niyetli bir yorumla bu mevzuyu kapatalım. Yalnız hem OdaTv'nin hem de Rahmi Turan'ın şaşırdığı noktayı da biz cevaplayalım.

Rahmi Turan - 27 Aralık 2010

Garip yasaklardan biri ‘Yeşil yasağı’. Tutukluların yeşil tişört giymesi nedense yasak... Bir diğer yasak da bornoz yasağı. Bunun yerine banyo havlusu kullanılabiliyor. Makas, bıçak gibi kesici aletler yasak!

OdaTv - 11 Ağustos 2010

Bu arada garip yasaklardan biri de “yeşil” yasağı. Tutukluların yeşil tişört giymesi yasak. Bir diğer yasak da bornoz yasağı. Bunun yerine banyo havlusu kullanabiliyorlar. Makas, bıçak gibi aletler de yasak kapsamında.

Biz cevaplayalım dedik ama baktık hazır burada cevaplanmışı var, Rahmi Turan'ın çalıştığı medya kuruluşuna bağlı  Milliyet Gazetesi'nin 12 Ağustos 2010 tarihli nüshasına sözü bırakalım, soruyu o cevaplasın.

Ergenekon davası sanıklarının kaldığı Silivri Cezaevi’nde, görevlilerle karışmasın diye ‘yeşil’ tişört yasak.
Yeşil Tişört




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Yortu

Hadi Uluengin bugün yani 25 Aralık 2010 tarihli yazısında bizi Noel hakkında bilgilendirmiş:

Hepsi değil, zira Jülyen ve Gregoryen takvimleri arasındaki farktan dolayı meselâ Rus veya Sırp; yahut Ermeni ya da Grek Katolik kiliseleri aynı Noel’i 6 Ocak’ta idrâk ederler.

ABD'den Çin'e kadar dünyanın bütün Katolikleri Noel'i 24-25 Aralık tarihinde idrak eder. Ermeni Katolik Kilisesi'nin 2008 yılı Noel programını sunayım size: http://www.armeniancatholic.org/inside.php?lang=en&page_id=14&newsID=447

Sayın Uluengin'in Rus, Sırp, Ermeni, Grek diye saymasından aslında Katolik kilisesi ile Ortodoks kiliselerini karıştırdığı tahmin edilebilir. Yazıya devam edelim.

Biz Muhammedilerde lokumlu ev ziyareti; öncesindeki farz Ramazan zekâtı; barışma, el öpme ve eskinin mendil âdeti; İsevilerde ise 24 Aralık gecesindeki sofra buluşması, hemen ertesindeki merhamet sadakası, hediye değiş tokuşu, tüm bunlar birbirleriyle çok benzeşiyor.

"Farz Ramazan zekatı" diye bir şey yoktur. Zekat farzdır ama Ramazan'da verilmesi farz değildir. Devam edelim:

eastre
Pagan Tanrıçası Eastre
Üstelik çok sonraları zuhur eden ve Cermen paganizminin izlerini taşıyan 25 Aralık’ın aksine, mahlep çörekli ve kırmızı yumurtalı yortu aslında Hıristiyanlığın en kadim kutsalıdır.

Yani sayın Uluengin diyor ki Noel'de Paganizmin izleri vardır ama Paskalya'da hiç öyle bir iz yoktur. Peki sayın Uluengin Paskalya'nın İngilizcesi olan Easter kelimesinin Germen Pagan Tanrıçası Ēastre'den gelmesini nasıl izah ediyor merak ettim doğrusu. Başka bir gün de onu yazsın da aydınlanalım.





* Katkısından ötürü sairtali'ye teşekkür ederiz.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Üvercinka

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gösteri dergisinde çıkan bir yazıya sinirlenmiş ve bugünkü yazısında şiiri ve şairi ne kadar sevdiğini anlatmaya çalışmış.

Yazıyı okuyunca anladım ki; Ece Ayhan’ı sevmek, onun şiirini okumak isteyen herkesin Haydar Ergülen’den, geçmişte devrimci olduğuna dair bir “temiz kâğıdı” getirmesi gerekiyormuş

Şair isimlerini de bir bir sıralayıp, ne kadar şiirsever olduğunu güzelce ifade ettikten  sonra yazdığı şu satırlar işi biraz bozmuş gibi :

“Artakalan Zamanda” CD’sinin yazılarının birinde, “Bizim kuşağın her üyesinin şahsi kütüphanesinde mutlaka bir ‘Üvercinka’ vardır” diye yazmışım. Meğer yıllardır kütüphanemde “bana yasak kitaplar” saklıyormuşum. Çok özür dilerim Aziz Ece Ayhan. “Asker kaputu” giymiş etik nöbetçilerinizin izni olmadan kitaplarınızı satın almışım.

Güvercin Kanadı
Özrünüzü Ece Ayhan'dan değil de Cemal Süreya'dan dileseniz daha iyi olur. Çünkü bahsettiğiniz Üvercinka, Cemal Süreya'ya ait bir şiir kitabıdır.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Has Parti - 2

Has Parti başlıklı yazımızda Özdemir İnce'nin kısaltmalar konusundaki hassasiyetine selam durmuştuk. Bu konudaki son yazıyı yazıyorum, çünkü anlaşılan Özdemir İnce'nin lügatında "Parti" kelimesini kısaltma halinde yazacağınız zaman "P" değil "L" harfi ile göstermeniz gerekiyor ve bu durum böyle de devam edecek gibi.  İnce, bugün de bu kısaltmayı dört yerde kullanmış:

HSL’YE YAMANAN SOL
HSL’ye yani Halkın Sesi Partisi’ne yamanan sol, HSL’nin Müslüman liderleri ile uzlaşsalarbile, HSL’nin Müslüman liderleri, tarikat şeyhlerinin, cemaat önderlerinin denetimi altında bulunan hurafe müminleri ile herhangi bir ilişki kuramayacaktır.
"HSL'ye yani Halkın Sesi Partisi'ne" öyle mi? Peki o zaman, "L" harfinin kaynağını araştırmayı Freud'a bırakarak, geçen günkü yazınızdaki iki cümleyle konuyu noktalıyorum.

Has Parti
(Adalet ve Kalkınma Partisi'nin “AK”lığını öykünerek kendilerine “HAS Parti” demişler ama Halkın Sesi Partisi'nin kısaltılmışı “HSP”dir. Kimse bana “HAS” dedirtemez.)





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Kurultay

Hakkı Devrim 23 Aralık 2010 tarihli yazısında yine biz biçare okurlarını, floresan misali aydınlatmış:

DİL YÂRESİ
TÜRKÇE DOSTLARINDAN (Fahri Süngerci)

* Çalıştay diye bir kelime sıkça kullanılır oldu. Benim hafızamda belli bir yeri yok. Çalışmak fiilinden geldiği anlaşılıyor. Öteden beri kullanılan - tay diye bir sonek var mı dilimizde? Size danışmak istedim.
-Sondan başlayalım. - tay diye bir sonekimiz yoktu, ihtiyaç duyularak icat edildi. TBMM’ye Kamutay diyerek başladık galiba. Sayıştay, Danıştay, Kurultay gibi fiillerden yapılmış isimleri, isimlerden yapılmış isimler takip etti: kamutay’ı söyledim, Yargıtay da var. Türkçe Sözlük’te çalıştay’ın anlam tarifi de şu: «Bilim adamları ve uzmanların bir konuda ön hazırlık yapmak üzere katıldığı inceleme ve değerlendirme toplantısı.»

Görüleceği üzere İngilizce workshop kelimesi karşılığı önerilmiş ve son birkaç yıldır tutmuş olan çalıştay kelimesinin 'anlam tarifi'ni veriyor sayın Devrim. Anlam tarifi ne demekse artık.

Hata çok basit ve net: -tay sonekiyle türetilen ilk kelime kamutay değil kurultay kelimesidir. Kelime Moğolcada aynen kullanılmıştır. Onun da ötesinde 1900'lerin başında Anadolu'da 'kongre'ler toplanırken Kırım Tatarlarının 'kurultay' (قرلتاى) toplandığı o zamanki kayıtlarla sabittir. Kırım Tatarcasından 'derlenmiş' olan bu kelime üzerinde diğer türetmeler yapılmıştır. Hakkı Devrim 'galiba' kelimesiyle bir kestirimde bulunduğunu ikrar etmiş ama ne yazık ki tutturamış.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Çehov

Hıncal Uluç bugün yani 24 Aralık 2010 tarihli yazısında düzeltmenine köpürmüş. Biz de okuyalım, öğrenelim, ibret alalım:

SİHİRLİ bir el, gene benim yazıma dokunmuş dün. Vanya Dayı'yı anlatan yazımdaki Çekofları, Çehov yapmış.. Bir tanesini unutup. Böylece "Çekof" diye başlayan yazı, sonuna kadar "Çehov" diye gitmiş.
Ben bu ünlü Rus yazarın adını Çekof diye söylerim.. O zaman da öyle yazarım.
Batılılar gibi Chekhov yazıp, Çehov okumam..

Hakkını yemeyelim, Hıncal Uluç "genel-geçer doğru yazım budur" demiyor. "Ben böyle yazarım ve bir bildiğim var" diyor ve yazısına müdahale edilmesine kızıyor. Yalnız sorun şu ki aşağıdaki yazılar da Hıncal Uluç'a ait:

Yalnızlıktan korkuyorsanız eğer, sakın evlenmeyin.
Anton Çehov
24 Temmuz 2004 tarihli yazı

'Bir hastalık için çok sayıda çözüm öneriliyorsa, tedavi edilemeyeceği anlamına gelir.'
Anton Çehov
5 Nisan 2006 tarihli yazı

Arkasından başkaları geldi.. İçlerinde, o zaman meşhur yazarlar olarak bilemediğim, Anton P. Checkhov'un 'Sevgili', Ernest Hemingway'in 'Katiller' isimli hikâyeleri de var.
2 Mart 2007 tarihli yazı

"Ben Ramazanoğlu kütüphanesinden mezunum" dedi.. Orada çalışmış.. Çalışırken de okumuş..
"Bir romancı, hem doğunun, hem batının klasiklerini, ustalarını özümsemek zorundadır. Karacaoğlan da, Dadaloğlu da, Pir Sultan Abdal da benim ustamdır. Cervantes de, Tolstoy da, Stendhal de, Çehov da.. Dede Korkut'tan da çok şey öğrendim, İlyada'dan da.."
11 Ekim 2010 tarihli bu yazısında Hıncal Uluç, Yaşar Kemal'in konuşmasından alıntı yapıyor. Sözler Yaşar Kemal'e, müzik, pardon imla Hıncal Uluç'a ait.

Daha ilk anda, her şeyleri ile birbirlerinden çok uzak, çok ters bu iki tipin birbirlerini nasıl çekeceklerini hissediyorsunuz..
Erkek kadını eğitmeye başlıyor.. Ona bildiği her şeyi, kültürü, sanatı, edebiyatı, Çehov'u, Tolstoy'u, Shakespeare'i öğretiyor. Onları, aslında yaşamı analiz etmeyi, eleştirmeyi öğretiyor.. Kendini bulmayı öğretiyor.. Rita, kendisi olmayı, Susanne olmayı öğreniyor..
Hıncal Uluç'un 20 Aralık 2009 tarihli yazısı

Müjdat Gezen okulunun kazandırdığı değerlerden biri daha.. Meğer asıl merakı tiyatroymuş.. Ama para dizilerde.. Şöhret de.. Ne yapsın ki kız..
Daha evvel Vişne Bahçesi'nde oynamış.. Çehov.. Keşke orda da görebilseydim..
Hıncal Uluç'un Ahu Türkpençe'den bahsettiği 24 Mart 2010 tarihli yazısı.

'Birileri arkanızdan konuşuyorsa, Onlardan öndesiniz demektir...!'
Anton Çehov (Teşekkürler Banu)
10 Kasım 2010 tarihli yazı

Asıl bomba şu: Hıncal Uluç'un bu ismi geçmişte Çekof diye yazmış olduğu sadece bir yazısı var:

Anton Çehov
Anton Çehov
'Uzun zamandır şampanya içmemiştim..'
Anton Çekof
(Yazar. Veremden ölürken acısını azaltmak isteyen sanatoryum hemşiresi bir kadeh şampanya uzatınca, böyle demişti..)
5 Eylül 2010 tarihli yazı

Eğer 7 yıldır Çehov'ları düzeltmen yazıyorsa ve sayın Uluç bunu daha ancak fark ediyorsa çok kötü. Eğer bu yazımlar düzeltmenin değil sayın Uluç'un seçimiyse daha da kötü...





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Gazete Okumayan Gazeteciler 6

Büyük gazeteci Hıncal Uluç gazetelere çok kızmış. Bakın 24 Aralık 2010 tarihli yazısında NTV'de gördüğü haber hakkında neler diyor:

Dehşet haberi gazetelerde yok..

Konuşan kimse artık, söyledikleri müthiş..
Bu komisyonun yaptığı araştırmaya göre, 1200 bilmem kaç okul servisi çalışıyor, (Ülkede mi, İstanbul'da mı orasını çıkaramadım) bunlardan 353 Okul Servisi şöförü sabıkalı çıkmış.. İçlerinde çocuk suçlarından sabıkalı olanlar varmış..
Okul servisi şöförü ve çocuk suçundan sabıkalı.. Dünyayı yıkar bu haber..
Çıktım sonra..
Ertesi sabah gazeteme sarıldım.. Bu haberi manşette bekliyorum. Tek satır yok.. İnternete girdim, başka gazetelerde var mı, diye.. Onlarda da yok.
Lafa gelince mangalda kül bırakmadığımız.. Ama işe gelince sokak köpekleri kadar değer vermediğimiz, çocuklarımız..
Okul servisi direksiyonunda bir çocuk suçu sabıkalısı oturabiliyor bu ülkede..
Bir Meclis Araştırma Komisyonu üyesi bunu televizyonda açıklıyor.
Sonra..
Gazeteler tıss..

Sayın Uluç internete bakmış ama yeterince bakmamış.

Okul servisi çeken 9 bin 408 sürücüyü araştırdıklarını belirten İstanbul Çocuk Şube Müdürü Sedat Ercoşkun, “Korkunç bir gerçekle karşılaştık. ‘353 sürücü, cinayet, gasp, hırsızlık, ırza geçme, küçük yaşta çocuğa tecavüz’ sebebiyle sabıkalı. Okul idarecilerinin bu tedbirsizliği bizi şoke etti.
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/makaledetay.aspx?ID=434489

gazeteci
Üstelik gazetedeki haberin tarihi de 25 Şubat 2010 yani 10 ay öncesinin haberi!

Haberin haber ajansına düşme tarihi 1 Şubat 2010. Acaba bunları hiç yazmasaydım daha mı iyiydi? Şimdi 10 aydır konuyla ilgilenmedikleri için Hıncal Uluç gazetelere daha da çok kızacak!

Gazeteciler kaçmaya başlasın bence.





* İhbarlarıyla katkıda bulunanlara teşekkür ederiz.




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Yılmaz Özdil Potpuri

Yılmaz Özdil 24 Aralık 2010 tarihli yazısında yanlış bilgi vermekle yetinmemiş, eski yanlışlarını da kısmen tekrarlamış. Muhtesip'in işinin bu yönden zorlaşabileceğini hiç düşünmediğimi itiraf etmeliyim. Buradakine benzer iddiaları Atatürk'ün Tuttuğu Takım yazımızda ele almıştık.

Mustafa Kemal tarafından armasında ay-yıldız taşıma onuru verilen ilk ve tek kulüptür.

Buna hata demeyelim de bilgiyi açıklığa kavuşturalım diyelim: armasında ay-yıldız onuru verilen ilk ve tek kulüp Karşıyaka değildir ama "Mustafa Kemal tarafından armasında ay-yıldız taşıma onuru verilen ilk ve tek kulüp" Karşıyaka'dır.

Aklıma Can Barslan'ın "ilk Türk özel dedektifi Sanlı" karikatür serisi geldi. Başlık yanlıştı çünkü Türk özel dedektifler vardı. Özel dedektifler kendisine durumu bildirince bant karikatürün başlığını "Sanlı adındaki ilk Türk özel dedektifi" diye değiştirmişti... Artık önerme doğruydu. Zaten sayın Özdil yazının ilerisinde şöyle demiş:

Bu onuru Mustafa Kemal’in elinden alan, ilk ve tek kulüptür.

Evet ilk ve tek kulüp değil, 'bu onuru Mustafa Kemal'in elinden alan ilk ve tek kulüp'tür. Devam edelim:

(Üçüncüsü Beşiktaş: 1952’de Yunanistan karşısına “milli takım” olarak sahaya çıktı. Dönemin başbakanı Adnan Menderes, armasında ay-yıldız taşıma onuru verdi Beşiktaş’a.)

Bu bilgi en kibar ifadeyle "eksik". Beşiktaş'ın kullandığı ilk arma aşağıdadır:
Görüleceği üzere Beşiktaş'ın Karşıyaka'da çok daha eski armasında da ay-yıldız mevcuttur. Devam edelim.

İzmir işgal edildiğinde, İzmir Metropoliti etekleri uçuşa uçuşa gelmiş, diz çökerek, işgal komutanının çizmesini öpmüş, elindeki haçı havaya kaldırarak, “Evlatlarım, ne kadar Türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girersiniz” diye haykırarak, kıyımı başlatmıştı.

*

Adı neydi o arkadaşın?
Hrisostomos.

*

Asıl adı, Kalafatis’ti...
Konstantinopolis başpiskoposu Hrisostomos’un adını lakap olarak almıştı. Onu yaşatıyordu.

*

Peki, Rum Kesimi’nin “Türkiye düşmanımızdır” diyen metropolitinin kullandığı lakap ne?
Hrisostomos!

*

Kinlerini yaşatıyorlar.

İşte gelişme diye ben buna derim. Hrisostomos yazımızda değindiğimiz hususlar nihayet sayın Özdil'e de malum olmuş. "Türk kanı içmek" sözlerinin aslı olup olmadığına Hrisostomos yazımızda değinmiştik. Bu defa ise sayın Özdil'in kendi eliyle yazdığı belirttiği aşağıdaki husus, bir diğer çelişkiyi gidermek yerine teyit ediyor:

İzmir’deki Hrisostomos, komşularını katletmenin bedelini ödedi... Sonra ne oldu? Türk kıyımı için dua eden bu arkadaş, 1993’te, Yunan kilisesi tarafından “aziz” ilan edildi.

Evet aziz ilan edildi lakin sayın Özdil'in bahsettiği, Hrisostomos adını taşıyan başpsikoposların ikisi de lakaplarını 1993'ten önce almışlardır. Eğer öyle bir dertleri olsaydı Kalafatis'i 1993'ten önce aziz ilan ederlerdi. Dolayısıyla teknik olarak Kalafatis'i sahiplenmiş olmaları mümkün değil.

"İzmir metropoliti de Kıbrıs Rum başpsikoposları da lakaplarını aynı Roma azizinden almışlar. Bu bir tesadüf olabilir mi?" sorusuna ben cevap veremem çünkü Yılmaz Özdil gibi onların kalplerinden geçeni de bilecek kadar ulu bir insan değilim. Hrisostomos lakabını kullanmış Ortodoks 7 ayrı tarihi kişilik var. Ben sadece bir ismin lakap olarak alınması için onun aziz ilan edilmiş olmasının şart olduğunu biliyorum. Yoksa bu 7 Hrisostomos arasındaki gönül bağını tespit etmek beni aşar. Özdil'i aşmaz. Bana sadece sayın Özdil'in bu kadar kısa süre içinde gösterdiği gelişmeyi takdir etmek düşer.


* Katkısından ötürü doctor_jivago'ya teşekkür ederim




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Ölü Ozanlar Derneği

Can Dündar, geçmişte izleyip de yüreğimizde yer etmiş filmlerden biri olan "Ölü Ozanlar Derneği"' ni CHP Kurultay'ına uyarlamış:

“Ölü Ozanlar Derneği” filminin final sahnesi gibiydi.
Orada kahraman, sisteme kafa tuttuğu için okuldan atılan “yenilikçi hoca”ydı. Öğrencileri onu sıraların üstünde ayağa kalkarak alkışlarla selamlıyordu.
Dünkü kurultayda ise “yenilikçi” rolünde Kılıçdaroğlu vardı. O da konuşmasının finalinde, korkmuş, yılmış kesimleri ve partisini ayağa kalkmaya çağırdı.

Filmin sonunda, öğrenciler, öğretmenleri Keating'i (Robin Williams) sıraların üstüne çıkıp, ayakta bekleyerek uğurluyorlardı. Çünkü, bu hareketi onlara hocaları öğretmişti. Hareketin sonunda ise Dündar'ın iddia ettiği gibi bir alkışlama falan yoktu. Zaten, şimdi düşünüyorum da o sahnede böyle bir alkış olsaydı, filmin bütün ruhu ve esprisi uçup giderdi. Lakin, bu sessiz protesto, "romantik yazarımızı" kesmemiş olacak ki, bir de alkış efekti koyuvermiş sonuna.  Yanlış hatırlayıp yazdıysa da kusura bakmasın, sevdiğim bir filmdir, hatalı aksettirilmesine gönlüm razı olmadı.

Robin Williams
Robin Williams
Filmi izlemiş olan ve final sahnesini tekrar seyretmek isteyenler veya filmi seyretmeyeceğim  şu final sahnesini göreyim diyenler için:

http://www.youtube.com/watch?v=s8UL_9R_W-Y




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

O Zamanlar Buralar Hep Dutluktu

Yıllanmış köşeciler, yazı yazdıkları konular hakkındaki gelişmeleri takip etmekte bazen çok zorlanıyorlar. Mehmet Y. Yılmaz, iki ayrı yazısında bu duruma güzel bir örnek teşkil ediyor. Önce 20 Aralık 2010 tarihli yazısına bakalım:

Bizde, işkencecilik suçunu hafifletmek için bir de “efrada kötü muamele” diye bir ara kategori de var ama sonuç değişmiyor. Bu bir suç!

Bunlar da 22 Aralık tarihli yazıdan:

Ama bu gerçek bile olsa, Bakan'ın tespitleri, İstanbul'daki “işkence” ya da “efrada kötü muamele” suçunu ortadan kaldırmıyor!
Bakanlık düzeyine ulaşmış bir siyasetçinin demagoji yapmak yerine, kanunların uygulanmasını takip etmesini beklerim. Kanunlarımızda işkence ve efrada kötü muamele diye bir suç var, bilmiyorum o kanun metni İçişleri Bakanlığı arşivlerinde de yer alıyor mu?

İçişleri Bakanı'nı bilmem de, ben bunca yıllık bir gazeteciden, yazmadan önce araştırma yapmasını beklerim.

Yılmaz'ın bahsettiği "efrada kötü muamele" diye bir suç, Ceza Kanunu'nunda yok. Daha doğrusu eski Ceza Kanunu'nda vardı. Eski kanundaki ilgili faslın adı " Hükümet Memurları Tarafından Efrada Karşı Yapılacak Suimuameleler" idi.  Yeni Ceza Kanunu'nda ise bu suçlar, 94-96. maddeler arasında işkence ve eziyet başlıklarında toplandı. Yeni Ceza Kanunu dediysem lafın gelişi, 2005 tarihli bir kanundan bahsediyoruz. Beş sene oldu yürürlüğe gireli.

dut ağacıKanunlarımızda işkence ve efrada kötü muamele diye bir suç var, bilmiyorum o kanun metni İçişleri Bakanlığı arşivlerinde de yer alıyor mu?

Yer alıyordur büyük ihtimalle ama artık yürürlükte olmadığından sadece arşivlerde yer alıyordur.




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Hip-Hop Kralı

Köşecilerimiz yurtdışından bize bilgi taşır da Muhtesip'e iş düşmez mi?

Ertuğrul Özkök'ün 22 Aralık 2010 tarihli yazısından:

Jay-Z, 2008 yılında İngiltere'de yapılan Glastonbury festivaline davet edilir.
Glastonbury, bir rock müzik festivali. Woodstock'tan sonra dünyanın en büyük müzik festivali olarak biliniyor.

Glastonburry rock festivali değil sahne sanatları festivalidir. Hatta tam adı da Glastonbury Festival of Contemporary Performing Arts yani Glastonbury Çağdaş Sahne Sanatları Festivali'dir. Bkz. glastonburyfestivals.co.uk Yazıya devam edelim.

Rock'ın Kâbe'si olarak bilinen festivale ilk defa bir hip hop'çının davet edilmesi, büyük tartışmaya yol açıyor.

Özkök Kâbe'ye de gitti ya. Artık her şeyin Kâbe'sini şıp diye tanıyor. "Rock'ın Kâbesi" dediği festivalde dans, komedi, kabare gösterileri bile yapılır. Özkök "yazmaya" devam etmiş:

İngiltere'nin son 20 yılda çıkardığı en önemli topluluklardan biri olan “Oasis”in lideri Noel Gallagher hemen sesini yükseltiyor.
“Ben Glastonbury'de hip hop istemiyorum. Bu yanlış” diyor.
Anlayacağınız “Rock müziğin Papa'sı” Jay-Z'yi aforoz ediyor.

İşte meselenin özü de bu. Noel Gallagher o grubun festivale katılmasına değil festival afişinde adının yazılmasına itiraz etmektedir. Bkz. Noel Gallagher'in itirazının da yer aldığı BBC haberi. Glastonbury'ye 2007'de katılmış bir hip-hop grubu örneği: gipsy.cz

Glastonbury Festival Poster 2008
Günahını almayalım. Belki de Ertuğrul Özkök bizi düşündüğü için, olayı 5 yaşında bir çocuğun anlayacağı şekilde izah etmeye çalışıyordur. Koskoca Ertuğrul Özkök İngilizce haberi yanlış anlayacak değil ya! Ben de sayın Özkök'ü düşündüm ve tartışmalı posterin resmini yana koydum. Aradığınız isim 5. satırın en sağında sayın Özkök.




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Has Parti

Özdemir İnce 21 Aralık tarihli yazısında, yeni kurulan HAS Parti'nin ismi ile alakalı görüşlerini açıklamış.

(Adalet ve Kalkınma Partisi'nin “AK”lığını öykünerek kendilerine “HAS Parti” demişler ama Halkın Sesi Partisi'nin kısaltılmışı “HSP”dir. Kimse bana “HAS” dedirtemez.)

Peki, nasıl isterseniz diyelim ve İnce'nin bugünkü yazısından devam edelim.

Yakında, “HAS”parti olduğunu iddia eden Halkın Sesi Partisi (HSL)’nin de ağzından duyarız. 

Pardon, Has Parti yerine, HSP diyeceksiniz zannediyorduk, bu HSL nereden çıktı? Harf hatası yaptınız herhalde...

O zaman Sol’un ile CHP’nin AKP’den, HSL’den, Saadet Partisi’nden, Erbakan’ın kapatılan partilerinden farkı olur mu, kalır mı? 

has parti
Sizin gibi bir edebiyatçıya pek yakışmayan bu anlatım bozukluğunu bir kenara bırakırsak, burada da HSL yazdığınızı görüyoruz. Galiba siz, bu partinin kısaltmasıyla alakalı bayağı bir zorluk yaşayacaksınız. Bakalım ne zaman bir karar vereceksiniz ? İzlemedeyiz efendim.




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Şeb-i Arus

Yılmaz Özdil, 18 Aralık 2010 tarihli yazısında Mevlana üzerinden siyasetçilere göndermelerde bulunmuş:

Demirel başbakanken, Şeb-i Arus’ta.
Akbulut başbakanken, Şeb-i Arus’ta.
Yılmaz başbakanken, Şeb-i Arus’ta.
Erbakan başbakanken, Şeb-i Arus’ta.
Çiller başbakanken, Şeb-i Arus’ta

Yazısının devamını okuduğunuz zaman anlayacağınız üzere, siyasilerin, reklam amaçlı olarak Şeb-i Arus gecesine katıldıkları görüşünde yazarımız. Olabilir tabi de, bir terslik var. Çiller ve Akbulut'un Şeb-i Arus törenlerine katıldığını hatırlamıyorum ama Özdil, elinin altındaki Hürriyet arşivi ve engin gazetecilik birikimiyle "katıldılar" diyorsa katılmışlardır.


Özdil'den devam edelim:

Başbakanlığı bıraktıktan sonra gezmeye geleni bile hatırlamıyor Konyalılar! Japonlar hep orada.

Oysa ki, Süleyman Demirel, Başbakanlığı bırakıp Cumhurbaşkanı olduktan sonra da, üstelik iki defa katılıyor Şeb-i Arus törenlerine. İlki Cumhurbaşkanı olduğu 1993 senesi ikincisi 1995 senesi. Mesela Mesut Yılmaz'ı da, Başbakanlık makamını terkettikten sonra 1996 senesinde Şeb-i Arus törenlerinde görüyoruz.
Mevlana
Mevlana Celaleddin Rumi

Yılmaz Özdil hatırlamasa da Konyalılar gezmeye geleni de törene katılmaya geleni de çok iyi hatırlıyordur sanırım.






Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Yeni Yıl Kararları

2009 sonunda Ahmet Hakan 2010 yılı için şöyle demiş:

Yeni yıl kararları

YAPACAKLARIM:

Halkımızı anlamak açısından televizyonda iki diziyi yakın takibe alacağım...

Ahmet Hakan'ın 2010 yılında Ölümsüz Kahramanlara 1 kere, Öyle Bir Geçer Zaman Ki'ye 2 kere (bir, iki) ve Ezel'e 2 kere (bir, iki) içeriği itibariyle değinmesi bir yana verdiği bu karardan 6 ay sonra verdiği tavsiye evlere şenlik:

Hiç tavsiye etmem
- YEDİ: “Herkes seyrediyor, bari ben de eksik kalmayayım” endişesiyle de olsa yerli dizi seyretmeyi...

E hani verdiğiniz söz? Neyse. 2010 kararlarına devam edelim:

Ara sıra gözlem yapmak amacıyla metroya bineceğim...

2010 yılında Ahmet Hakan'ın metroya ilişkin hiçbir gözlemini göremedik. Yapıp da bizden esirgediyse aşk olsun ona. Devam edelim.

YAPMAYACAKLARIM:
İkiden fazla Türk filmi seyretmeyeceğim.

Ahmet Hakan'ın 2010'da izlediği Türk filmleri: Yahşi Batı, New York'ta Beş Minare, Av Mevsimi... Yeter mi yoksa sayayım mı daha?

Ahmet Hakan'ın 2011 kararlarını merakla bekliyorum. Entel görünmek için eşe dosta satacağım da onun için.




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Ekonomik Hata - Hariçten İhtisap 12

Değerli Orhan Karaca'nın twit'inden aldığımız ispiyonu değerlendirelim.

Mahfi Eğilmez'in 16 Aralık 2010 tarihli yazısından:

Ocak-ekim döneminde cari açık 37.5 milyar doları buldu.

On aylık açık miktarı olan 37.5 milyar dolar nasıl finanse edildi?

Bu demektir ki 37.5 milyar dolarlık cari açığın 31.5 milyar dolarlık bölümü sıcak parayla finanse edilmiş.

Görüleceği üzere bu bir ekonomi yazısı. Konusu da ilk 10 aylık cari açık. Yazının temelini oluşturan da 37,5 milyar Dolar rakamı ve o rakam da yanlış.

Bilginin doğrusunu Mahfi Eğilmez'in çalıştığı gazetenin 3 gün önceki haberinden alıntılayalım:

Bu yılın Ocak-Ekim döneminde cari işlemler hesabı, 35 milyar 723 milyon dolar açık verdi.

abaküs
Yani 37,5 değil 35,7 olacak. Canım 1,5 milyar Dolarcıktan ne olur? Alt tarafı ulusal bir gazetede yayınlanan bir makro ekonomi yazısı...




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Fizik Kurallarına Meydan Okuyan Yazarlar

Fatih Altaylı'nın hiç de ırkçı olmayan şu fıkrasını okuyup doya doya gülerek günümüze başlayalım.

Çinli çocukFatih Altaylı'nın 17 Aralık 2010 tarihli yazısından:

Çinlilerin gözleri niye çekiktir bilir misiniz?
Anlatayım.
Çinli çocuklar, anneleri önlerine pirinç pilavını koyunca ellerini kafalarının yanına koyup “Yine mi pirinç, yine mi pirinç” dediği için.

İlginç olan bir husus da çocuğun ellerini kafasının yanına koyması. Herhalde "Fatih Altaylı'nın fıkrasında yer alacağıma yatıp uyuyayım daha iyi" diye düşündü.

Bu bana Fatih Altaylı'nın başka bir yazısını hatırlattı:

Fatih Altaylı'nın 18 Aralık 2004 tarihli yazısından:

Blair oradaki bir koltuğa oturdu. Ellerini başının arasına aldı. Başını önüne eğdi.

Başın öne eğilmesin Blair, sende ellerini başının arasına almak gibi süper güçler varken sırtın yere gelmez alimallah.

Fatih Altaylı hiçbir konuda olmadığı gibi bu konuda da Türk basınında bir ilk değil. Hadi şimdi diğerlerine bakalım.

Hadi Uluengin'in 5 Eylül 2004 tarihli yazısından:

BİR kere, atsan atamazsın, satsan hiç satamazsın!

O, iki elini başının arasına alarak acılar haykıran insan sureti öylesine meşhur, öylesine meşhur ki, ağır depresyon geçirenler alıp başuçlarına assınlar da tam tımarhanelik olsunlar diye ibadullah posterleri bütün işportalarda sergileniyor.

Hadi Uluengin'in süper güçleri var diyelim, peki ya oturaklılığıyla tanınan Murat Bardakçı?

Murat Bardakçı'nın 6 Haziran 2009 tarihli yazısından:

Dolayısıyla kusuru bende değil, kendinde ara mîrim... Otur, ellerini başının arasına al, "murakabe" yap (Bu kelimenin ne olduğunu öğrenmek için sözlüğe bak)

Peki "ellerini başının arasına almak" deyimi için bir deyimler sözlüğüne baksak olmaz mı? Şimdi aşağıdaki öldürücü vuruşla yazımızı noktalıyoruz.

Melih Aşık'ın 20 Ağustos 2009 tarihli yazısından:
süper kahraman

Birisi sözü “Türkiye’de Türk yoktur”a kadar getirdi...
Kendi kendimizi “Nesebi gayri sahih” bir ulus yaparsak rahatlayacağız anlaşılan...
Eski Genelkurmay Başkanı Özkök Hoca bile “Türkiye” yerine bir başka kavram konulmasına yeşil ışık yakıyor...
İki elimizi başımızın arasına alalım.. Ekranlardaki iktidar yalakalarını unutalım...




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Men Dakka Dukka

Bugün dilimizin yâre bandı Hakkı Devrim okuyucusunu "Men Dakka Dukka" söz öbeği hakkında bilgilendirmiş, aydınlatmış.

Hakkı Devrim'in 17 Aralık 2010 tarihli yazısından:

DİL YÂRESİ 
TÜRKÇE DOSTLARINDAN 

(Refet Kayakıran) 
* Aradım taradım, bulamadım. Kusura bakmayın size de sormadan edemedim. «Men dakka dukka» Arapça mıdır gerçekten?
Eğer Farsça ise, bu İmam Hatipler hiç mi Arapça öğretmez? Sadece ezberletir mi?
-İkinci sualinizi anlayamadım. Men dakka dukka’ya gelince. Malum biz bu deyimi «Kapı çalanın kapısı çalınır», «Çalma kapımı çalarlar kapını», «Ne edersen onu bulursun», «Ne eker-sen onu biçersin» deyimleriyle eşanlamlı olarak kullanırız.
Farsçayla ilişkisi var mı, bilmi-yorum. Arapça’da dakk, «çalma, vurma, vurulma» anlamında bir kelime; dakk-ı bâb, «kapı çalma» demek; dakketmek, «vurmak» anlamında eski Türkçe’de kullanılmıştır, diye biliyorum. Dakkak, «kapı kapı dolaşan, çok gezen, kapı aşındıran» demek.
Menn gene Arapça’da «İyilik etme, bağışlama, ihsan» ve «Yapılmış iyiliği başa kakma» anlamlarına gelen bir kelime.
Dukka’yı bilemiyorum. Ama deyişin Arapça kökenli olduğunu söyleyebiliriz.

Sayın Devrim, Arapça bilen birisi "Men dakka dukka"nın Arapça olduğunu 'dakka'sında söylerdi. Bir cümlenin hangi dil olduğuna içindeki kelimelere bakarak mı karar verilir? Tamamen Arapça kelimelerden ya da Farsça kelimelerden oluşan Türkçe cümleler kurulamaz mı? Demek kazara önünüze öyle bir Türkçe cümle gelse Arapça ya da Farsça sanacaksınız.

Daha da vahimi şu açıklama

Menn gene Arapça’da «İyilik etme, bağışlama, ihsan» ve «Yapılmış iyiliği başa kakma» anlamlarına gelen bir kelime.

Sayın devrim oradaki "Men" Arapçada "kim" anlamına gelen "men" kelimesidir ve tek N ile yazılır.

من دقّ دُقُّ


kapı
Mot-a-mot çevirisi: kapı çalanın kapısı çalınır. Bilmiyorsanız bilmiyorum diyebilirsiniz. Yanlış bilgi vermek zorunda değilsiniz.




Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir

Kadın Belediye Başkanı

Amberin Zaman, Ak Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Erhan Kandemir'le konuşmuş, izlenimlerini Habertürk'deki köşesinde okuyucularıyla paylaşmış. Yazısının sonunda da bir cümle içinde nasıl iki hata yapılabileceğinin örneğini sunmuş.

Üyelerin takiben yarısı kadın. Kandemir'e göre, kadınlar erkeklerden daha aktif. Buna rağmen Antalya kepez dışında AK Parti'nin tek bir kadın belediye başkanı yok. 

Bir; Kepez'in Belediye Başkanı Hakan Tütüncü. İsmi ve belediyenin sitesindeki resminden göreceğiniz üzere erkek.

İki; Kadın Partisi Girişimi'nin sitesindeki bilgilerde görüleceği üzere Ak Parti'nin ilçeler bazında iki adet kadın belediye başkanı var.

Giresun Doğankent Belediye Başkanı, Nazmiye Kabadayı
Eskişehir Mahmudiye Belediye Başkanı,  Ayşe Güney

Yani, Ak Parti'nin bir değil iki kadın belediye başkanı var ama  ikiside Kepez'de değil. Bir cümle içindeki hata sayısı konusunda Yılmaz Özdil'le yarışmaktasınız Amberin hanım, bu da üç.





Hayde Gidelum Türküsü
Çelebi Böyle Olur Bizde
Olağan Mahkeme İlkesi Nedir
Torba Yasa Kaç Kelime
Hangi Takımlar Ay-Yıldızlı Arma Giyebilir