Türban Yasağı

Hıncal Uluç 6 Ekim 2010 günü türbanın tarihçesi hakkında okurlarını bilgilendirmektedir:

Ana muhalefet lideri, "Türban" diyor, pek çokları gibi.. Yanlış.. Tartışılan baş örtüsü şeklinin adı türban değil..
Türban, zamanında sorunu çözmek isteyen Turgut Özal'ın önerisiydi. "Üniversitelere madem sıkmabaş girilmiyor.. O zaman isteyen öğrenciler, bir batılı başlık şekli olan türbanla saçlarını örtsünler" demişti. Türban, Osmanlı'nın ve Hindistan'da Sih ırkının başlığı, bir uzun tülbent, ya da şalın başa sarılmasından oluşan örtünün, Fransız modacılar tarafından stilize edip, Avrupa'ya sunulmuş şekliydi. Ben Mevhibe Hanım'ı da türbanlı gördüğümü hatırlıyorum. Bizim ailenin İstanbul'da yaşayan sosyetik kanadının kadınları da kullanırdı türbanı ve Özal aslında akılcı bir çözüm bulmuştu.
Ne var ki, bizimkilerin uygulaması ters oldu. Başlarına türban koyacaklarına, başlarına bağladıkları sıkma baş tarz örtünün adını "Türban" koydular.. Türban diye çok başka, çok farklı bir başlık zaten varken. Bu sebeple, mesela ben, türban sözcüğünü asla kullanmadım.

Bu önermeleri değil Hıncal Uluç'ın kendi içindeki tutarlılığını irdeleyeceğiz. Hıncal Uluç özetle diyor ki "Türban aslında şalın başa sarılmasından oluşan bir örtüdür. Ben sadece ona türban derim. Türbanı başka anlamda hiç kullanmadım."

Bakalım gerçekten öyle mi:

Adı üstünde bu Haşimiler, Peygamber'in sülalesi değil mi?.. Ürdün anayasası ile Şeriatla yönetilen bir İslam Krallığı değil mi?.
Şimdi benim türbanlı genç kızlarım, bu Rania'ya bakarak "Tövbe tövbe.. Bir İslam şeriat devletinin hem de Peygamber sülalesinden kraliçesi baş açık ve modern kılıklarla gezerse, bizim bu türban, bu üniforma gibi çağ dışı pardesü kılıklarımız ne oluyor" diye düşünmeye başlamazlar mı?..
25 Şubat 2006
Şimdi Hıncal Uluç burada şalın başa sarılmasından oluşan örtüyü mü kast ediyor? Onlar mı pardesü kılıklı diye bahsettikleri? Gelelim Tansu Çiller'in türban politikasını eleştirdiği yazısına:

Peki Refah'tan fazla Refahçı kesilmesine ne demeli?..

Türbanlı resimler çektirip posterler yaptırmasına..

Sekiz yıllık laik eğitime karşı çıkmasına..

Siyasal türbana Refah'tan fazla sahiplenmesine..

Partisinde laikleri temizleyip, listelere, tarikatçiler, dinciler doldurmasına..

Fazilet bugün Meclis'e iki türbanlı milletvekili sokmaya, Tansu Çiller sayesinde cesaret edebilmiştir. Siyasal türbanın savunmasını Meclis'te Çiller'in yapacağını biliyorlar.
Hıncal Uluç'un burada da kast ettiği şalın başa sarılmasıyla oluşan türban değil galiba.







Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

Okumadan Âlim

Özdemir İnce bugünkü yazısında kendince gözlemlediği tarih bilgisizliklerine çatmış:

BİZİMKİLER (Allah selamet versin!) okumadan âlim, yazmadan kâtiptir.
Osmanlıperest köşemenler, televizyon münazaracıları ve aynı familyadan başkaları da o hesap! Fatih, Yavuz ve Muhteşem Kanuni’den başkasını ata olarak kabul etmiyorlar. Oysa Timur’a esir düşen II. Beyazıt var,

Timur'a esir düşen I. Beyazit'tir. Diğer adıyla Yıldırım Bayezit. İnce'nin bahsettiği "köşemen"ler tarih konusunda bu hatayı yapmadıkları gibi Yıldırım Bayezit'i de en önemli padişahlar arasında sayarlar.


Yeniçeri Ocağı
Muhtelif Yüzyıl
Muhteşem Yüzyıl
Muhteşem Hazine
Muhteşem Sayı

17. Türk Devleti

Rauf Tamer bugünkü yazısında başkanlık sistemine geçişin yeni bir devlet kurmakla eşdeğer olacağına değinmiş:

Zor olan o sisteme geçiştir.

Devletin bütün yapısı, çatısı değişecek.

Bütün yasalar değişecek, yeniden yazılacak.

Bütün kurumlar yeniden dizayn edilecek.

Abartmadan söylüyorum: Tıpkı yeni bir devlet kurulur gibi, herşey sil baştan.

Ne bu?

17’nci Türk Devleti mi?

Hayır. İstemem.

Cumhurbaşkanlığı Forsu
Cumhurbaşkanlığı Forsu
Sayın Tamer Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 Türk devletine gönderme yaparak yeni devleti adlandırmaya çalışmış ama 17. Türk devleti şimdiki Türkiye Cumhuriyeti'dir zaten.







Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

Turchia

Özdemir İnce bugünkü yazısında Türkiye adının geçmişine değinmiş:

Haçlı Seferleri’nden (1095-1270) itibaren Frenkler Anadolu’ya Türkiya (Turchia) adını vermişler. Muhtemelen, aynı toprağa “El Turkiya” adını veren Araplardan öğrenmiş olmalılar.

Turchia ismi, Göktürk devletinin MS 7. yüzyılda Bizans kroniklerinde geçen ismidir. Frenkler de Turchia adını Bizanslılardan öğrenmiştir.

Türkiye'nin Arapçası el-Türkiya değil Türkiya'dır. Özel isimlerin başına artikel gelmez.






Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

Albayrak

Hakkı Devrim, bugün Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak'ın "Taraf ve Altan'a yapılacak şey değil bu" başlıklı yazısına değinmiş:

Yeni Şafak’ta pazartesi günü bir köşe yazısı dikkatimi çekti. Gazetenin Hakan Albayrak adlı (demek ailenin mensubu) genç yazarı, AKP Genel Başkanı’nı bir konuda uyarma ihtiyacı duymuştu.

Soyadlarının, (özellikle Albayrak gibi sıkça karşılaşılabilecek bir soyadı) aynı olması akraba olmalarını gerektirmez tabi. Gazete sahibi ile yazarının soyadının aynı olması Hakkı Devrim'i böyle bir düşünceye itmiş. Ama aralarında bir akrabalık bağı yok. Hatta bir başka Yeni Şafak yazarı da Özlem Albayrak, ama onun da diğerleri ile herhangi bir akrabalığı yok.

Hakkı Devrim, kendi çıkarımına kendisi inanınca yazının devamında da, bu hatalı çıkarımı onu enteresan bir tespite götürmüş.

-Acaba Hakan Albayrak bu dedikleriyle ailesi adına Erdoğan’a dolaylı bir sitemde mi bulunuyor?

Yukarıda söyledik akrabalık olmadığını. Bu konuda Hakkı bey bize inanmıyorsa, oğluna sorabilir. 2006 senesinde Hürriyet gazetesinde Medyadan Alıntılar adında bir köşe yazan Hakkı Devrim'in oğlu Serdar Devrim, bu konuya o zaman açıklık getirmiş.


Yeni Şafak’ın sahipleri olarak görünen Albayraklar’la sadece isim benzerliği olan Hakan Albayrak ikinci sayfada yazmaya başladı, yazısına ‘Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın selamı üzerinizde olsun’ diye başladı.


Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

Ayet-Sure

Özdemir İnce, bugün de ilahiyat derslerine devam etmiş.

Ama Nahl (14) suresinin 69. ayeti de var: " Hurmalıkların ve üzümlerin meyvalarından hem sarhoş edecek bir içecek çıkarırsınız, hem de güzel bir rızık. Herhalde bunda aklı olan bir toplum için, kesinlikle bir ayet, bir işaret var !" diyor. İsteyen istediği gibi yorumlar.

Surenin isminden sonra gelen parantez içindeki rakam, surenin Kur'an-ı Kerim'deki sırasına işaret eder. Bu nedenle doğru rakam 16 olmalıdır, çünkü Nahl suresi 16. suredir. Ayrıca, İnce'nin açıklamasını verdiği ayet de, yazdığı  gibi 69. değil,  67. ayettir.

http://www.diyanetvakfi.org.tr/meal/Nahl.htm 

İçerik konusunda yorum yapmadığımız için orayı es geçiyorum, zaten yukarıda verdiğimiz linkte ayet için bir açıklama da yapılmış.


Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

İnsanım

Mehmet Y. Yılmaz, yazısında Başbakan'ın "Hatasız kul değilim ki" sözünü yorumladığı yazısında, bir vecizeden bahsetmiş.

Kuşkusuz ki insanlar hata yapabilir. Ve Marx'ın da söylediği gibi "İnsanım, insanca olan şeyler bana yabancı değildir" diye düşünmek de gerekir. 

Marx bu ilkeyi düstur edinmiş olabilir ama  sözün aslı Kartacalı şair Terentius'a aittir. Latincesi :

Homo sum: humani nil a me alienum puto  - İnsanım ve insana özgü olan hiç bir şey bana yabancı değildir.




Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

Mısır'daki Gösteriler

Akif Emre bugünkü yazısında Mısır'daki gelişmelerden bahsetmiş:

Haberler, 1977'deki 'ekmek isyanı'ndan bu yana en kalabalık gösteri olduğu yönünde. En küçük gösteriyi kendine özgü yöntemlerle bastıran Mısır polisi nedense bu sefer nerdeyse müdahale etmedi.

Guardian'ın 26 Ocak tarihli haberinde ise Mısır'daki gösterilerde 3 kişinin hayatını kaybettiği ve 500 kişinin tutuklu olduğu bildiriliyor. Üstelik tutuklu sayısını Mısır İçişleri Bakanlığı'ndan bir kaynak vermiş.





Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

Reverse Yapmak

Hakkı Devrim bugünkü yazısında ilk defa duyduğu kalıplara değinmiş:

Az kalır yanı olup olmama ifadesini ilk defa işitiyorum.

Sayın Devrim ilk defa işittiğini söylemiş ama yazının sesli dinleme seçeneği yok. Herhalde artık yaşlandığı için ona köşe yazılarını başkası okuyor, o da "işiterek" yazıları analiz ediyor.

Gelelim "az kalır yanı yok"a:

Bunun gerisine dönüp baktığımız zaman en önemli birinci parametre, kilo fazlalığı ve hareket azlığı. Bu ikisi birbiriyle çok paralel ve bizim toplumda neredeyse kadınların, erkeklerin bundan az kalır yanı yok.
Prof. Dr. Vedat Aytekin - 3 Mart 2010 Milliyet

Başka örnekler de var ama uzatmaya gerek yok. Gelelim sayın Devrim'in ikinci örneğine:

-Reverse yapmak fiiline Türkçe bir metinde ben ilk defa rastlıyorum.

Buyrun Yılmaz Özdil'in 28 Eylül 2010 tarihli yazısından alıntı:

Spor yapalım derken kaçakçılığa alet oluyorduk ama, çaresizdik. Çünkü, yerli ayakkabılarla parkeye çıktığımızda, takunyayla buz pistine çıkmış gibi oluyorduk. Değil fake atmak, reverse yapmak filan, ayakta durabilmenin bile mümkünatı yoktu. Çok yüklendin mi, cart diye yırtılıyordu.

Her yazarı gözden kaçırmanızı affederiz ama Facebook'ta, e-posta'larda, forumlarda ve dahi sözlüklerde paylaşılma rekoruna sahip Yılmaz Özdil'i gözden kaçırmanızı affetmeyiz. Biz affetsek Özdil hayranları affetmez.






Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

Guardian of The Harem

Zülfü Livaneli, dünkü yazısında, Osmanlı ve haremle alakalı film çektiği iddialarına cevap vermiş:

Hayatımız haberleri düzeltmekle geçiyor ya, bu da bir düzeltme işte. ‘Harem’ diye bir film çekmiyorum, hiçbir film çekmiyorum. ‘Engereğin Gözü’ romanım üzerinde çalışmalar yapılıyor ama benim rolüm sadece romanın yazarı olmak

Bu filmle alakalı medyada çeşitli haberler çıkmıştı. Livaneli'nin adı yönetmen olarak değil ama senaryo yazarı olarak geçmişti  basında.

http://www.dha.com.tr/monica-belluci-harem-turhan-sultan-claudia-cardinale-kosem-sultan-haber_137509.html

İşin doğrusunu öğrenmek için  sinema konusunda çok büyük bir  veritabanına sahip olan IMDB sitesine bakalım.

Filmin adı : Guardian of the Harem

Yapımcılar : Ülker Livaneli, Aylin Livaneli

Senaryo : Aylin Livaneli, Fabien Pruvot, Zülfü Livaneli (Kitabından uyarlanma)

Yönetmen : Fabien Pruvot

Müzik  : Zülfü Livaneli


Livaneli'nin eşi ve kızının filmin yapımcıları olmasının Zülfü Livaneli'ni bağlamayacağını farzetsek bile görülüyor ki, yazarımızın filmle olan tek alakası iddia ettiği gibi, "romanı üzerinde çalışmalar yapılması" değil. Filmin müziklerinin altında da Zülfü Livaneli'nin imzası var.






Amerika'da Rüşvet Skandalı
César Aira'nın Yazdığı Kitaplar
İki Dünya Arasında Kalmak
Babanın Yasakladığı Kelimeler
Avrupa Sanatında Kanuni Sultan Süleyman

İmam-Polis

Özdemir İnce bugünkü yazısında "İmam-Polis" deyişini ilk defa kendisinin kullandığını iddia etmiş:

İmam-polis

“İMAM-doktor, imam-mühendis, imam-öğretmen, imam-yargıç, imam-polis, imam-emniyet müdürü, imam-kaymakam, imam-vali” deyişlerini ilk kez Varlık Dergisi’nin Mayıs 1994 sayısında yayınlanan “Pathameta mathemata! Evet, acı deneyimler öğreticidir!” adlı yazımda kullanmıştım.

Bu deyiş Türkiye’de ilk kez tarafımdan kullanılıyordu. Adı geçen yazı önce “Tarih Bağışlamaz” (Varlık Yayınları, 1994)) adlı kitabımda, daha sonra “Yazmasam Olmazdı” (Doğan Kitap, 2004) adlı birleşik kitabımda yer aldı (s. 183)

"İmam-Polis" deyişi Burhan Felek tarafından 23 Haziran 1975 tarihli köşe yazısında kullanılmıştır. Köşe yazısının başlığı "İmam-Polis"tir.
Kaynak: Milliyet gazetesi online arşiv
İmam Hatip Okullarının mezunlarını din tarafı polis yapmak isterken, öbür taraf, lâyık taraf bunu memleket için felaket sayıyor.
-Yazının içeriğinden bir alıntı-

Yazısının devamında Özdemir İnce şöyle diyor:

25 Kasım 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kurulan ve tek görevi imam ve din görevlisi yetiştirmek olan imam hatip okullarını, amacı üniversiteye öğrenci hazırlamak olan genel liselere rakip hale getirmek için her türlü kanunsuzluğu denediler ve yaptılar.

430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu 3 Mart 1924'te kabul edilmiş ve 6 Mart 1924'te yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Uğur Mumcu Kürsüsü

Güneri Cıvaoğlu bugün Uğur Mumcu ile olan anılarını biz okurlarıyla paylaşmış:

Doğu Perinçek, Adil Özkök ile birlikte Uğur da Ankara Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde Prof. Tahsin Bekir Balta’nın asistanlarıydı.
Benim 10 aldığım İdare Hukuku sözlü sınavımda Doğu ve Adil vardı.
Son sınıf yazılı sınavlarımda ise Uğur gözlemciydi.

Yani Cıvaoğlu'nun 10 aldığı İdare sözlüsünde Uğur Mumcu yokmuş. Lakin Muhtesip'in hafızası hiç öyle demiyor:

“İdare”den 10

Ankara Hukuk Fakültesi’nde Prof. Tahsin Bekir Balta “İdare Hukuku” hocamdı.
“Hocaların hocası” Prof. Balta’dan ödümüz patlardı.
Sınavı odasında yapardı.
Yanında asistanları (Uğur Mumcu, Doğu Perinçek) masasında oturur, karşısına da imtihan edeceği öğrenciyi oturturdu.
Ben soruyu net anlamıştım.
Cevabını da bülbüller gibi vermiştim.
Sonra...
İkinci ve üçüncü sorularda da aynı.
Hocamız çok memnun kaldı.
Bir “aferin” çekti.
Fakültede nadir aldığım bir “10” Tahsin Bekir Balta hocadandır.
27 Kasım 2010 tarihli yazı
Kürsüde Uğur Mumcu var mıydı yok muydu?






Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

"AKP Medyası"

Sözünü tutmayan gazeteciler serisine yine Can Ataklı'yla devam ediyoruz.

AKP medyası

Sevgili okurlar, dava sürecinde bu köşede de çok rastladığınız bir “AKP medyası” deyimi vardı. Anayasa Mahkemesi kararından sonra artık bu tanımlamaya da gerek kalmadı. En azından ben bundan sonra böyle bir deyim kullanmamaya karar verdim.
3 Ağustos 2008

Tabi Can Ataklı bu kararına da sadece 3 ay uyabilmiş:

Ertuğrul Özkök’ün bu yazısı çok yankı yarattı. AKP medyası bu anıyı dile dolayarak “paşaların mahalle baskısı” başlıkları bile attı.
23 Aralık 2008

Sonraki süreç içinde de diline pelesenk etmiş diyebiliriz: 1, 2, 3, 4, 5






Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Tekalif-i Milliye Geri Ödendi Mi?

Engin Ardıç bugünkü yazısında Ayşe Hür'e bir soru paslamış:

7 Ağustos 1921 günü yürürlüğe giren "Tekâlif-i Milliye Kanunu" na göre (ulusal yükümlülükler yasası), Anadolu köylüsü orduya malzeme vermeye ayrıca mecbur tutulmuştur.
Ayrıca bütün yiyecek maddelerinin ve giyeceklerin yüzde kırkı! Her türlü makinenin yüzde kırkı! Bedeli ileride ödenmek üzere... (Ayşe Hür şu paraların ne zaman ve nasıl ödendiğini yazsa da öğrensek iyi olacak. Ödendi mi, ödenmedi mi, onu da bilmiyoruz.)

Sayın Ardıç'ın bu sorusu yıllar önce Vehbi Koç tarafından cevaplanmış:

Ordu için gerekli malzemeler mağazalardan alınır, bedellerinin yüzde 60'ı ödenir, geri kalanı için de "Tekalif-i Harbiye" (savaş vergisi)denilen bir borç makbuzu verilirdi. Zaferden sonra bu paraların hepsi hükümet tarafından esnafa ödendi.
Vehbi Koç, Hayat Hikayem, (İstanbul, 3. Baskı, 1973), s. 29.

Ayrıca TC Merkez Bankası'nın internet sitesinin tarihçe sayfasında da şu bilgi var:

3- OSMANLI BORÇLARININ ÖDENMESİ

1928 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi Türkiye'yi terkederek Paris'e gitti. 1933 yılında Türk hükümeti ile Düyun-u Umumiye İdaresi arasında bir anlaşma yapıldı. Buna göre, Türk hükümetinin ödemeyi taahhüt ettiği Osmanlı borçları makul düzeylere indiriliyordu.

Hükümet Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı iç borçlanmanın yıllık geri ödemesini üstlenmişti. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı sırasında halktan toplanan zorunlu iç borçlar (Tekalif-i Milliye) geri ödendi.
Sayın Ardıç yine de Ayşe Hür'e danışsın tabi. Biz Vehbi Koç ile TC Merkez Bankası'nın yalancısıyız.






Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

İlk Yeşil Kimdir?

Hıncal Uluç bugünkü yazısında Bedri Rahmi'nin çevreciliğine coşkuyla değinmiş:

Bedri Rahmi'nin betonlaşmaya karşı çıktığı, uyardığı, yeşile ağaçlara sahip olmaya çağırdığı yıl, 1951.. 60 yıl öncesi.. Ne çevreciler var, ne yeşilciler, dünyada..

Çevreci The Wilderness Society 1935 yılında kuruldu.

Çevreci National Wildlife Federation 1936 yılında kuruldu.




Hıncal Uluç bugünkü diğer yazısında 2 Oscar adayı hakkında, Safter Yılmaz'ın mektubunu okurlarıyla paylaşmış:

27 Şubat'ta verilecek Oscar ödüllerini bu yıl televizyonda iki genç oyuncu takdim edecek.. Bunlara tam genç de demeyelim .. Zira Anne Hathaway 32, James Franco ise 28 yaşındalar..

Anne Hathaway 28, James Franco 32 yaşında.

Bu ikiliden Franco "27 Hours" ve Hathaway "Love & Other Drugs" filmlerindeki oyunları ile ödül adayları arasında, ayni zamanda..

Franco'nun filmi sayın yazıda belirtilenin yaklaşık 5 katı: "127 Hours".






Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Acemaşiran Şarkı Kimin?

Rauf Tamer bugünkü yazısında aidiyet örnekleri vermiş:

Mehmet Akif’in Arnavut oluşu duygularımı hiç değiştirmiyor.
Acem Aşiran şarkı’nın Aleko Bacanos’a ait oluşu beni hiç şaşırtmıyor.
Hürrem Sultan’ın Ukraynalı kimliği beni hiç etkilemiyor.

Acemaşiran pek çok TSM makamı gibi anonimdir yani sahibi yoktur.

Aleko Bacanos'a ait olup da salt "Acem Aşiran Şarkı" yaygın adıyla bilinen bir eser de yoktur. Yalnız Aleko Bacanos'un "Gel Ey Denizin Nazlı Kızı" adlı ünlü bir Acemaşiran şarkısı vardır. Hatta söz konusu şarkıya ve sahibine Güneri Cıvaoğlu'yu konuk ettiğimiz TSM yazımızda değinmiştik.

Rauf Tamer bu eseri mi kast etti bilemiyoruz ama ettiği cümlenin basit bir yorumla düzeltilecek bir hali olmadığı kesin.






Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Muhteşem Hazine

Özdemir İnce bugünkü yazısında biz okurlarını "muhteşem" tarih bilgisiyle aydınlatmış:

- Kanuni Süleyman tahta geçtiği sırada devletin hazinesi boş gibi bir şeydi.

Lakin tarih araştırmacısı Necdet Sakaoğlu'nun eserinde Kanuni'nin babası Yavuz Sultan Selim hakkında şöyle bir ifade var:

[Yavuz Sultan Selim] hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: "Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin." Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir.
(Bu Mülkün Sultanları, s. 127 ISBN 9753292996)

Hakikaten sayın Özdemir, İran ve Mısır seferinden başarıyla dönen Yavuz Sultan Selim öldüğünde hazine nasıl olmuş da boşalmış? Onu da bir izah edebilir misiniz?
Yavuz Sultan Selim'in tuğrası




Yeniçeri Ocağı
Osmanlı Ermenileri
Muhteşem Yüzyıl
Okumadan Âlim
Muhteşem Sayı

Brezilya

İsmet Berkan, yazısının bir yerinde Brezilya ile Türkiye'yi kıyaslamış. Ama sanırım kendisi, Brezilya gündemini biraz geriden takip ediyor.

Bir kıyaslama için Brezilya rakamlarını sordum. Orada da Lula aşağı yukarı Ak Parti ile aynı zamanda iktidara geldi ve o da yoksulluğa karşı savaştaki başarısı sayesinde hala iktidarda.

Lula, hala iktidarda değil. 1 Ocak 2011 tarihinde koltuğunu, Dilma Roussef'e bıraktı.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=16663336


Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

New York'ta Beş Yankees

Yılmaz Özdil bugünkü yazısında bir Amerikan hikayesiyle biz okurlarına medeniyet dersi vermiş:

New York’un “demokrat” valisi var, Obama’nın has adamı, David Paterson...
David Paterson'un görevi 31 Aralık 2010'da son buldu.
New York'un "demokrat" valisi var; adı da Andrew Cuomo. Zaten hikayenin sonunda "uçtu vali" diyecek olan sayın Özdil nedense hikayeye ".....valisi var" diye başlamış.

Eski vali David Peterson'ın maç biletleri alımında yolsuzluk yaptığının ortaya çıkması üzerine bulduğu çareyi sayın Özdil'den okuyalım:

Hal çaresi?
Vali der ki:
“Çek vereyim!”
*
Verir çeki... Ancak, cinlik yapar, eski tarih atar. Böylece, sanki maçtan önce parayı ödemiş gibi olur. Sonra da utanmadan basın toplantısı yapar, “İftira atıyorlar... İşte ödediğim çek” der.
Valinin elinde çek olduğunu iddia ettiği yer basın toplantısı değil mahkeme salonudur. Bkz. ilgili New York Post haberi.

Gel gör ki, “karaktersiz” New York Post’un manşeti, ihbar kabul edilmiştir. “Badem bıyıklı” polis devreye girer. Çek, adli tıp tarafından incelenir. Mürekkep testiyle, çeke atılan tarihin çakma olduğu kanıtlanır. “Puşt” New York Post manşeti dayar: “Vali yalan söylüyor!”
New York Post'un başında sayın Özdil olsaydı eminim ki "Vali Yalan Söylüyor!" hatta "Two Valiye!" diye manşet atardı. Lakin New York Post'un olayla ilgili haberinin manşeti: "Gov. Paterson provided 'inaccurate and misleading' testimony regarding free Yankees tickets, refers matter to DA" yani "Vali Paterson ücretsiz Yankees biletleri hakkında yanlış ve yanıltıcı yeminli beyanda bulunmuş, konu savcılığa havale edildi".

Dedim ya, orası bizim gibi “ileri demokrasi” ülkesi olmadığı için, böyle saçma sapan komisyonları var... Toplanır, haşırt diye 62 bin 500 dolar cezayı geçirir Vali’ye.
Sayın Özdil'in tabiriyle "geçirilen" ceza tam olarak 62.125 Dolar.

2 bin 500 dolar bilet parası, 60 bin dolar yalan söylediği için!
Her biri 425 Dolardan 5 bilet fiyatı 2125 Dolar. 60 bin Dolar ise eyaletin hediye kabulüyle ilgili yasasını 3 kere ihlal etmekten ötürü. O da şöyle: Paterson 5 kişilik bilet alır. Sonradan 850 dolarlık ödeme yapar. Bu ödemenin sonradan değil önceden yapıldığını göstermek için 850 Dolarlık bir çek kullanır ama bunun sahte olduğu anlaşılır. Lakin eski valiye 60 bin Dolarlık ceza 3 bileti hediye olarak usulsüzce kabul ettiği için verilir. Yalan beyan ise cezai kovuşturmaya tabi. Henüz o konuda bir gelişme yok. Yani eski valiye, yalan beyandan ötürü değil usulsüz hediye kabulünden ötürü 60 bin Dolar (sayın Özdil'in tabiriyle) "geçirilmiş" bulunuyor.

İşin “hazin” tarafı... Dürüstlük Komisyonu’nun üyeleri, bizzat vali tarafından seçiliyor. Yani, “Koltuğumuzu ona borçluyuz, pisliğini örtelim, aklayalım” demiyor “nankör” herifler!
New York Eyalet Mührü
Konuyla ilgili bir habere göre komisyonun 5 üyesi var. Bunların ikisini Paterson atamış, ikisini eski Cumhuriyetçi vali George Pataki ve birini eski vali Eliot Spitzer atamış bulunuyor.



Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Yaş Kaç?

Serdar Turgut dünkü yazısında anılara dalmış. Yazının teması: "Ben Amerika'dayken çok kraldım".

İyi ki 55 Yaşındayım
Yani birazdan anlatılacak olayların kahramanı 1956 doğumlu. Devam et makinist.
Işıklar sönünce insanın içini eritecek güzellikte film müziği başlıyor. Bestekâr Nino Rota'ya ölmeden bir yıl önce saygılarımı da sunma imkânını buldum.
Yıllardan 1978 olsa gerek; zira Rota 1979'da öldü. Makinist devam.
Filmin adı ilk dünya gösteriminde olan Godfather'dı. Filmden çıkıp tekrar soğuğa bakmadan Little Italy'ye gidiyorum. Godfather'ı ilk defa izledikten sonra şehrin İtalya bölümünde dolaşmanın keyfini anlatmak kolay değil. Yaşasın o anda 22 yaşında olabilmenin güzelliği, bunu da şimdi yaşlı olmama borçluyum.
Yıl 1978. Yaş da 22. Tutuyor. Lakin bir sorunumuz var Houston: Godfather 1972'de çekildi ve 1973'te gösterime girdi.

Gelelim Mehmet Ali Birand'ın 15 Ocak 2011 tarihli yazısına:

Ali Sami Yen' in yeri bambaşka. Oraya ilk defa 15-16 yaşındayken gitmiştim.
Ali Sami Yen 1964'de açıldı. Birand 1941 doğumlu. 15-16 yaşındayken Sami Yen'e gitmiş olamaz, çünkü Sami Yen açıldığında Birand 23 yaşındaydı.

Maalesef bu da tutmuyor.





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

60-70

Doğan Hızlan, bugün The New York Review Books'ta okuduğu bir makale vesilesi ile okuyucularına Arjantinli yazar César Aira'yı tanıtmış.

1975 yılından itibaren Arjantinli yazar Cesar Aira, tam "altmış tane", yanlış okumadınız, rakamla da yazayım 60 tane roman yazmış. 

Sadece sayıyı yazıp geçseydi belki pek önemsemeyecektim ama altını çizerek rakamla da bunu perçinlemesi nedeniyle bir düzeltme yapmak şart oldu. The New York Review Books'un orjinal haberi :

Since 1975, the Argentine writer César Aira has published about seventy novels

"Seventy" Türkçe'de "yetmiş",  rakamla da yazayım, 70, demektir.  "Tam altmış tane" yerine doğru ibare "yaklaşık yetmiş tane" olmalıydı.






Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

İki Dünya Arasında Sıkışıp Kalmak

Yine Ahmet Hakan, yine maddeler halinde yazma ve yine uyulmayan kararlar...

ON ÜÇ: "İki dünya arasında sıkışıp kalmak" konusuna bir daha asla değinilmeyecek.
14 Temmuz 2004

Cemaate giriyorlar ayrı bir dünya, sokağa çıkıyorlar ayrı bir dünya.

İki dünya arasında sıkışıp kalmışlık. Ve bu durumun neden olduğu tuhaf trajediler.

Bence asıl bu durumun romanı yazılmalıdır.
20 Mart 2006





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

"Yalaka"

Sözünü tutmayan köşe yazarları serimizde Can Ataklı'nın köşesinde, hem de babasına verdiği bir sözü ele alacağız.

Can Ataklı'nın 8 Mayıs 2007 tarihli yazısından:

Babamdan uyarı aldım
Ama babama söz verdim. Ne kadar içim dolarsa dolsun, hiçbir şekilde hakaret olarak algılanacak kelimeler kullanmamaya karar verdim. Yalakalar yaşadı yani, artık onlara yalaka diye hitap etmeyeceğim.

Öyleyse Muhtesip olarak Can Ataklı'yı babasına ispiyon edelim:

Haydi AKP’nin bu yalaka takımı “vatana ihanet özgürlüğünü” kullanıyor diyelim.
2 Haziran 2009

Bunun dışında sayın Ataklı'nın iki vakası (1, 2) daha var. Biz ispiyonumuzu yaptık. Artık babası kulağını mı çeker ne yapar bilemeyiz.






Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Tarihçe

Soner Yalçın, Kanuni ve Hürrem'i konu alan tiyatro eseri ve operalar hakkında okuyucusunu bilgilendirmeye çalışmış. Ama, sağolsun, sayesinde ben kendi bildiğimi de unuttum. Başlayalım:

1784 tarihinde metnini C. S. Favart'ın yazdığı, müziğini G. Favart'ın bestelediği "Sultan Süleyman" adlı operaya karşı çıkanı duydunuz mu ?

Söz konusu eser  "Süleyman" veya "Üç Sultan" adıyla bilinen bir yapıt.  Favart tarafından, Marmontel'in bir kısa hikayesine dayanılarak yazılmış  ama müziklerini yapan Paul Cesar Gibert. Tarihi de 1784 değil, ilk sahnelenişi 9 Nisan 1761.

History Herstory, Annette Kreutziger, sayfa 326


 Machiavelli'nin komedyası "La Mandrogola"sı da bunun bir başka örneğidir.


Soner Yalçın, bu minvalde, Machiavelli'nin "La Mandrogola" sından bahsetmiş ama bu eserin konusu, rönesans dönemi İtalyan toplumunda geçmektedir ve Kanuni ile her hangi bir alakası yoktur. Olması da imkansız, çünkü  eser, 1518 senesinde yazılmıştır. Kanuni ise 1520 senesinde tahta çıkmıştır.

http://www.italialibri.net/opere/mandragola.html 

http://www.emachiavelli.com/Mandrasum.htm 

Devam edelim,

18'inci yüzyılda modern balenin kurucusu sayılan Jean G. Noverre Türkleri konu alan üç bale tasarladı. Koreografisini ve müziğini G. Angiolini'nin yaptığı "Solimano Seconda" balesi bunların başlıcası.

Solimano Secondo, Angiolini'nin sahneye koyduğu bir eser olup Noverre ile bir alakası yoktur.

http://www.donjuanarchiv.at/veranstaltungen/symposia/symposia-2011/call-for-papers.html 


Kanuni ile ilgili en çok eser tiyatro için yazıldı. Örneğin Kanuni tiyatro olarak Fransa'da ilk kez 1561'de sahnelendi. "La Sultana" adlı tiyatro oyununu birkaç yılını İstanbul'da tutsak olarak geçirmiş N. Moffa yazdı.

İstanbul'da tutsak olan zatın adı Moffa değil, Nicola de Moffan idi. Tutsaklık anılarını hikayeleştirerek yazdı ama herhangi bir tiyatro eserine imza atmadı. Çeşitli Avrupa dillerine çevrilen bu anılardan yola çıkarak "La Sultana" isimli oyunu, 1561'de Gabriel Bounin yazdı.

Dünyada Türk İmgesi, Editör Özlem Kumrular, 2005,1.Basım, sayfa 308
Reading The Other:Roxolana in European History and Literature, Galina I. Yermolenko


Kanuni'nin ilham verdiği eserler konusunu kapatıp, son olarak Fatih Sultan Mehmet'le bitirelim. Soner Yalçın bizi o konuda da bilgilendirmiş :

İlk resim portresini büyük devrimci Fatih Sultan Mehmet yaptırdı. Keza Avrupa'dan getirttiği Bartolomeo Bellano'ya madalyalar üzerine kabartmalarını işletti. 


Bellano bu iş için İstanbul'a hiç gelmedi. Franz Babinger'in Mehmed The Conqueror isimli kitabının 378. sayfasında bu olay ayrıntılarıyla anlatılıyor.  Ama daha ilginci var. Soner Yalçın'ın sahibi olduğu internet sitesi OdaTv'de 6 Temmuz 2010 tarihli ve İsmail Tokalak imzalı yazıda bakın ne diyor:

İstanbul’da iki sene kalan Bellini, 1481 yılında ülkesi Venedik’e dönmüştü. Sultan, Venedik Dükü Giovanni Mocenigo’dan yalnız ressam istememiş, aynı zamanda “Dük’e gönderdiği mektupta bir heykeltıraş ve tunç dökümcüsü istemişti. Bunu bulmak zor oldu. (4) Heykeltıraş Donatello’nun öğrencilerinden olan Bartolomeo Vellano [ölümü 1492] bu görev için seçildi. Vellano anlaşılan asla İstanbul’a gitmedi. Ancak yanlarına iki yardımcısını da alarak Bellini ile birlikte [beş kişi] İstanbul’a gittiler. (5)

Bu yazıda da kaynak olarak, yukarıda bahsettiğimiz Babinger'in kitabı zikredilmiş ve Bellano'nun İstanbul'a gitmediği belirtilmiş.  İnsan ister istemez, Soner Yalçın kendi sitesindeki yazıları da mı okumuyor, diye düşünüyor.


Antonio Guardi


Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

memurlar.net ve Genç Avukatlar

Nazlı Ilıcak bugünkü yazısında internetteki bir takım gelişmelerden haber vermiş:

Genç Avukatlar

Hâkim olmak isteyen avukatlar, "memurlar.net" isimli bir forum açmışlar Bakanlığa seslerini duyurmak istiyorlar.

Memurlar.net avukatlar tarafından açılmamıştır. Forum değil, memurları ilgilendiren çeşitli konulardaki forumları da kapsayan bir portaldır ve 2001'den beri de hizmettedir.

Sizin bahsettiğiniz forumdaki ilgili mesaj ise muhtemelen şudur: http://forum.memurlar.net/konu/1155049/




Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Yeşilay Nerede

Resul Tosun dünkü yazısında sormuş:

Sahi Yeşilay nerelerde göreniniz var mı?

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu'nun Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında'ki Yönetmeliği 7 Ocak 2011 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Bu konudaki esasları belirleyen ve anayasanın 58. maddesi gereği gençleri koruma amaçlı olarak alkole ulaşımı zorlaştıran bu yönetmelik ile başından beri irtica ile ilişkilendirilmek istenen iktidar, şer'i düzene hazırlık yapmakla suçlanır oldu.
Sahi Yeşilay nerelerde göreniniz var mı?

Cevap veriyorum: yazıları yazdığınız günlerde Yeşilay başkanı 5 ayrı canlı yayında boy göstermekteydi:

TV8 - 11.01.2011 - 50 Dakika - TAPDK'ın Yeni İçki Yönetmeliği Hakkında ( Genel Başkan Av. Muharrem BALCI )
BEYAZ TV - 12.01.2011 - Derin Gündem - Genel Başkan Av. Muharrem BALCI
TVNET - 12.01.2011 - Bakış Açısı - Konuk: Genel Başkan Av. Muharrem BALCI
Kanal A - 12.01.2011 İşte Haber - TAPDK'ın Yeni İçki Yönetmeliği Hakkında (Genel Başkan Av. Muharrem BALCI)
NTV - 12.01.2011 Öğle Bülteni - TAPDK'ın Yeni İçki Yönetmeliği Hakkında (Genel Başkan Av. Muharrem BALCI)
http://www.yesilay.org.tr/Multimedya.aspx

Daha da ilginci yazısının ortasında Resul Tosunun yesilay.org.tr'deki belgelere gönderme yapması ve argümanını onlar üzerine kurması:

Mesela http://www.yesilay.org.tr/Raporlar.aspx adresine girin ve şöyle bir göz atın. Alkolün terörden daha tehlikeli olduğunu görürsünüz.

Hazır Yeşilay'ın internet sitesine girmişken sayın Tosun sitedeki Multimedya başlığına da bir baksaymış keşke. O zaman Yeşilay'ın nerede olduğunu görürmüş.



Sigara Bırakmak
Sigaranın Zararları
En Çok Alkol Tüketilen İl
Alkol ve Anti-Alkolikler
İçkili Yer Baskını

Hık Demiş...

Mehmet Altan bugünkü yazısında biraz edebiyata girivermiş:

“Ben ‘Melami’ hırkasını kendim giydim eğnime

Ar ve namus şişesini taşa çaldım kime ne

Buradaki 'melami' yazımının hatalı olduğuna, doğrusunun "melamet" olduğuna Avniya yazımızda değinmiştik. Mehmet Altan'ın babası Çetin Altan 2 gün önce tıpa tıp aynı hatayı yapmıştı. "Esinlenme" bu kadarıyla da kalmamış.

Mehmet Altan'ın bugün yazdığı:
İslam’da “Melamilik” nedir? Ne bir “tarikat”... Ne bir “cemaat” kimliği... Sadece ve sadece “inanmışları” sömüren bağnaz bir despotluğa karşı... “Vahdet-i vücut” değerlendirmesi...

Ve çok daha önemlisi, Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini benimsemiş, mistik bir felsefe anlayışı.
Çetin Altan'ın 2 gün önce yazdığı:
İslam’da “Melamilik”; ne bir “tarikat”, ne bir “cemaat” kimliğinin genellemesi; sadece “inanmışları” sömüren bağnaz bir despotluğa karşı, “vahdet-i vücut” değerlendirmesini ve Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini benimsemiş, mistik bir felsefe anlayışı.

Aynı günlerde aynı şiiri aynı hatayla ve aynı yorumla yazmışlar. Mübarek sanki baba-oğul değil de klon. Hayranlıkla takipteyiz.





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Alkol ve Anti-Alkolikler

Hıncal Uluç bugünkü yazılarından birinde alkol üzerine bir not alıntılamış:

Alkol!..

Bülent Esen bir not yollamış.. İstatistik biliminin önemini ortaya koyuyor..
"Amerika Motorlu Araçlar Departmanı ve Sağlık Bakanlığının yaptığı son araştırmalara göre trafik kazalarının yüzde 23'ü alkol yüzünden meydana gelmektedir. Bu da demektir ki geri kalan yüzde 77 oranındaki kazalara, sadece çay, kahve, kolalı içecekler, meyve suyu ve bunun gibi berbat şeyler içen aptallar sebep olmaktadır. Bu yüzden alkol almayan sürücülere dikkat etmelisiniz.. Çünkü onlar üç misli daha fazla kaza yapıyorlar."

Bu da Melih Aşık'ın 28 Kasım 2010 tarihli yazısından gelsin:

Anti alkolikler...
Yapılan araştırmalara göre trafik kazalarının %23’üne alkol içenlerin karıştığı görülmüş.
Bu demektir ki kazaların geriye kalan %77’sine çay, kahve, kola, meyve suyu ve ayran içenler sebep olmuş. Sonuç olarak alkol içmeyenlere daha da çok dikkat etmemiz gerekiyor.
Onlar alkol alanlara oranla üç kat daha fazla kazalara sebep oluyorlar.
(Şakadır)

İçeceklerin sıralanışı bile aynı (çay, kahve, kola[lı içecekler], meyve suyu...). Bir fark var: Melih Aşık bunun bir şaka olduğunu belirtmiş. Sayın Uluç ise öyle bir uyarıya gerek görmemiş.

Zaten sayın Uluç ulular ulusu bir duayen olduğunu için her hususu vurgulaması da biz aciz okurlar gibi her köşe yazarını okuması da gerekmez. O bilir.





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Türkçede Türkçe'de Yazılır Mı

Hakkı Devrim bugünkü yazısına şöyle başlamış:

Nâzım sadece şiirin değil, benim için hatta ondan da önce Türkçe'nin çok büyük ustalarından biridir.

Sayın Devrim'e yıllar önce verdiği bir sözü hatırlatalım:

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Mehmet Sağlam)
– İkincinin cevabı uzunca olur, bugünlük ilk sualinizi cevaplamaya çalışayım. Siz bu sualle benim bir yanlışımı da düzeltmiş olacaksınız. (Sualiniz şu: «Türkçe'de» mi, «Türkçede» mi? «Türkçe'n nasıl?» mı, «Türkçen nasıl?» mı? Keza İngilizcede, İngilizceden, İngilizcesinin, İngilizceninki...)
İmla kılavuzları, «İnsan, hayvan, yer adlarına gelen çekim ekleri kesme imiyle ayrılır» dedikten sonra, ilave ediyor: «İhtiyaç duyulduğunda, bütün özel adlardan sonra da kesme imi kullanılabilir».
Kullanılır, demiyor. Ama biz Türkçe, İngilizce gibi dil adları da özel adlardır; öyleyse ek alınca kesme işareti kullanılmalı diye düşünmüş olmalıyız ki, çoğumuz Türkçe'de diye yazıyoruz.
Uyarınız yerinde. Şimdi düşününce, o işareti koyarken her seferinde bir tereddüt geçirdiğimi de hatırlıyorum.
İmla kılavuzlarının giriş bölümlerinde örnekler buldum. Orada da Türkçede yazılmış.
Karar: Ben de bundan sonra, sizin dediğiniz gibi, Türkçe'de değil Türkçede, Türkçe'n değil (galiba bunu hiç yazmadım) Türkçen yazacağım.

kara tahta
Sayın Devrim bu kararında sabit durmamış. Kararından sadece 1 hafta sonraki yazısında "Türkçe'de" yazdığını görüyoruz. Zaten o yıl bitmeden 6 ay içinde 5 kere daha (1, 2, 3, 4, 5) bu yazımı kullanmış ve sadece 2 yazısında (1, 2) doğrusunu kullanmış. Bugüne kadarki yanlış yazımlar açık ara farklı önde ve sayılamayacak kadar çok.

Demek neymiş? Hocanın dediğini yapacaksın, yaptığını yapmayacaksın... Konu hakkında ayrıca bkz. Türkçede Nasıl Yazılır




Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Okur Mektubu

Okur mektupları; aynı medya grubunda ve yakın siyasi görüşlere sahip olsalar bile, bazı köşeyazarlarının birbirlerinin yazılarını okumadığını anlamamızda önemli bir işleve sahipler.

Gazete okurları, başlarına gelen her hangi bir olayı aynı anda genellikle birden fazla yazara e-posta ile gönderirler ve yazarlar da birbirlerinin yazılarını okumadıklarından, birbirlerinden habersizce aynı okur mektubunu farklı günlerde köşelerine taşırlar. Son örnek Can Ataklı'nın bugünkü yazısında yer alan bir okur mektubu:

Sevgili Can Bey; geçen perşembe günü Kahramanmaraş’ta yaşadığım bir olayı size yazmak istedim. İş nedeniyle gittiğim bu kentte akşam 20.30 civarında buranın tanınmış simalarından biri ile yemek yiyorduk. Birden 15-20 civarında polis, başlarında sivil giyimli amirleri ile birlikte içeri daldılar ve asayiş denetlemesi yaptıklarını söyleyerek üstümüzü aradılar, kimlik kontrolü yaptılar. Buraya kadar normal sayılabilir (mi? Akşam 20.30 civarı için) ancak arama yapılırken 4-5 yerel gazeteci resimlerimizi çekti, ellerimiz havada arama yapılırken. Kahramanmaraş’ta herkes tarafından tanınan arkadaşımın durumunu düşünebiliyor musunuz? İzin almadan bu fotoğraflar nasıl çekilir? Sanki kanunsuz bir durum varmış algısı nasıl yaratılabilir? Bu arada, kafede bizle beraber toplam müşteri sayısı 4 kişi idi. Bu durumda siz bir daha eşinizle dostunuzla dışarıda yemeğe gider misiniz? Bu mahalle baskısı değil de nedir? Benzeri şikâyetleri mutlaka duyuyorsunuzdur, bir de ben yazayım istedim. Selamlar. Ş. A.

Bu da, Ataklı'nın okumadığı,  Milliyet gazetesi yazarı  Mehmet Tezkan'ın iki gün önceki yazısından:

Okurun adı değil, olay önemli.. Yolladığı elektronik mektup aynen şöyle.. 
Geçen perşembe Kahramanmaraş’ta yaşadığım bir olayı size yazmak istedim.
İş nedeniyle gittiğim Kahramanmaraş’ta akşam 20.30 civarında, Kahramanmaraş’ın tanınmış simalarından biri ile bir kafede yemek yiyorduk. Birden 15-20 civarında polis, başlarında sivil giyimli amirleri ile birlikte içeri girdiler, asayiş denetlemesi yaptıklarını söyleyerek üstümüzü aradılar ve kimlik kontrolü yaptılar. Buraya kadar normal sayılabilir (mi? Akşam 20.30 civarı için) ancak arama yapılırken 4-5 yerel gazeteci resimlerimizi çekti. Ellerimiz havada arama yapılırken. Kahramanmaraş’ta herkes tarafından tanınan arkadaşımın durumunu düşünebiliyor musunuz? Sanki kanunsuz bir durum varmış algısı nasıl yaratılabilir? Bu arada unutmadan kafede bizle beraber toplam müşteri sayısı 4 kişi idi. Bu durumda siz bir daha akşam yemeği için eşinizle, dostunuzla dışarıda yemeğe gider misiniz? Bu mahalle baskısı değil de nedir?”


Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Yemekteyiz

Haşmet Babaoğlu bugünkü yazısına şöyle başlamış:

Bu sefer gerçekten "Yemekteyiz!"

"Yemekteyiz" yarışması hakkında iki yazı yazdım bugüne kadar.

Haşmet Babaoğlu bugüne kadar Yemekteyiz hakkında 3 yazı yazdı: 27 Kasım 2008, 24 Ocak 2009, 15 Kasım 2010





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Tunus Devrimi

Hadi Uluengin bugünkü yazısında Tunus'taki devrimi önceden bildiğini ileri sürmüş:

Türk modeli, Tunus kopyası

GALİBA dört – beş yıl var, Tunus hakkında iki ayrı tahlil yapmıştım.
Zenginliklerin aile efradı tarafından yağmalandığını kaydettikten sonra da tablodaki pembe sathiliğe aldanmamak gerektiğini ve ülkenin eninde sonunda patlayacağını belirttim

Uluengin'in Tunus'taki rejimden bahsettiği yazıların hepsi aşağıda. Hiçbirinde öyle bir kehanet yok.

2 Mayıs 2007, 16 Kasım 2005, 12 Nisan 2005, 26 Kasım 2003, 1 Haziran 2002, 8 Ocak 2002, 27 Ekim 1999





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

İslamcı(!) TDK

Özdemir İnce bugünkü yazısında Mısır gözlemlerini aktarmış:

Fahmy Howeidy diye biri

FAHMY Howeidy çok iyi tanıdığım ve hiç sevmediğim Arap aydın tiplerinden biri, ki çoğu Mısır’da bulunur. Siz bizim İslamcıların Fehmi Hüveydi dediklerine bakmayın, Araplar Fahmi Hovaydi der

Bu satırları okuyanlar da başlıkta Fahmy Howeidy yazdığına bakmasın. Özdemir İnce bahsettiği aydının adını köşesinin kalan kısmında Fahmi Hovaydi diye yazıyor.

Olabilir. İtiraz ettiğimiz husus ikisi de değil. Fehmi Hüveydi yazımının İslamcı yazarların tercihi olduğu iddiası ilginç geldi. İlk örneğimiz İslamcı(!) yazar Emre Aköz'den gelsin:

Aslında bu kavramlaştırmadan memnun değil hükümet ve çevresi. Çünkü örneğin Arap aydınlarının, Osmanlı'dan haz etmediğini biliyorlar.
(Geçen gün Mısırlı gazeteci Fehmi Hüveydi örneğini vermiştim. "Osmanlı'dan söz etmeden de her alanda işbirliği yapabiliriz" diyordu ısrarla. Salondaki dinleyiciler ise Hüveydi'deki bu Osmanlı tedirginliğini anlayamıyorlardı.)
11 Ocak 2011

Bir diğer İslamcı(!) yazar İdil Çeliker'den:

Türkiye 90 yıl sonra süper güç
İstanbul Şehir Üniversitesi'nin konuğu, Arap dünyasının en gözde yazarlarından Fehmi Hüveydi idi...
Hükümet tarafından ortaya konulan yeni modelin, sadece Arap dünyası değil, batılılarca da memnuniyetle karşılandığı yolunda görüş paylaşan Hüveydi, Türkiye'nin bu yeni duruşuyla ilgili tanımı 'Sivil İslam' olarak adlandırıyor...
Fehmi Hüveyni'nin konuşmasında en dikkat çekici bölümse, Türkiye'nin 21'inci yüzyılın en güçlü ülkelerden biri olacağı yolundaki yoruma verdiği cevap sanırım; 'Türkiye güçlü ama şu anda süper güç değil. Henüz bölgesel bir güç olduğu için dünyanın dört yanındaki sorunları çözmesi beklenemez.
Son birkaç yıldır yazılan olası senaryolar hikayeden ibaret değil anlayacağınız 'Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi' için geri sayım çoktan başladı... AB'nin bizi tam üyeliğe kabul etmesi hayal ama bu proje ve Hüveydi'nin sözünü ettiği 90 yıl içinde Ortadoğu'dan yükselen 'Süper Güç' olma fikrinin ayakları sağlam basıyor yere...

Örnekleri uzatmadan sadece gelelim: Arapça isimlerin bu usulde yazılması İslamcı yazarlık göstergesi değil TDK'nın 70 yıllık kuralıdır:

Arapça ve Farsça Adların Yazılışı

Arap ve Fars kökenli kişi ve yer adları Türkçenin ses ve yapı özelliklerine göre yazılır: Ahmet, Bedrettin, Fuat, Mehmet, Necmettin, Nizamettin, Ömer, Rıza, Saadettin; Cezayir, Fas, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan; Bağdat, Cidde, Erdebil, Halep, İsfahan, İskenderiye, Medine, Mekke, Şam, Şiraz, Tahran, Tebriz, Trablusgarp.
TDK - Yabancı Özel Adların Yazılışı

Siz istediğiniz Arapça ismi bir otorite olarak istediğiniz gibi yazın ama lütfen Atatürk'ün kurduğu TDK'nın 70 yıldır geçerli kuralını izleyenlere İslamcı yazar etiketi vurmayın sayın İnce.





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Sosyal Bilimler Lisesi - 2

Sosyal Bilimler Lisesi başlıklı yazımızda, Hasan Bülent Kahraman'ın "Sosyal Bilimler Liseleri kurulmalıdır" konulu köşeyazısına karşı, Türkiye'de zaten Sosyal Bilimler Liselerinin var olduğunu göstermiştik. Kahraman'ın da okulların varlığını öğrendiğini bugünkü yazısından anlıyoruz. Hayır, efendim bizden öğrenmemiş, bizzat eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından aranmış ve bilgilendirilmiş.

Sonuç olarak Türkiye'de bugün 27 Sosyal Bilimler Lisesi var. Benim bilgim eski imiş. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik eski MEB bilgisiyle ve çok nazik bir şekilde aradı. Bu liseleri eskiden beri "hayal" ettiğini söyledi. Bakan olur olmaz da uygulamış tasavvurunu.

Bilginin düzeltilmesine sevindik, her ne kadar Bakan'ın aramasına gerek olmadan da kolayca öğrenilebilecek bir bilgiydi ama neyse... Yalnız, Hasan Bülent Kahraman'ın aktardığına göre, Hüseyin Çelik, kendisine "27 adet Sosyal Bilimler Lisesi var" demiş ama önceki yazımızda linkini verdiğimiz Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü'nün sitesinde bu okulların adedi 25 olarak gözüküyor..

http://ogm.meb.gov.tr/gos_okbilgi.asp?kurumturu=164

Belki, bizim bilmediğimiz ama Hüseyin Çelik'in bildiği, proje aşamasında veya açılmaya hazır 2 adet daha lise vardır, ama şu an için Ortaöğretim Genel Müdürlüğü sitesinde belirtilen Sosyal Bilimler Lisesi adedi 25.





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek

Hangi Yıldayız

Şamil Tayyar bugünkü yazısında Türkiye'nin AİHM sicilinden dem vurmuş. Tam da AİHM Vah İHM yazısının üstüne gelmesi ilginç. Bakalım biz okurlarına neler anlatmış:

Bugün AİHM gündeminde tam 119 bin 300 dosya var.
Yanlış. O rakam 2010 başına ait. Son rakamlara göre AİHM'nin önünde 142.550 dosya var. Devam edelim.

Bu dosyalardan 13 bin 100’ü Türkiye’den gidenler. Başka bir ifadeyle, AİHM gündemindeki her 100 dosyadan 11’i Türkiye’ye ait.
Bu rakam ise daha da eski; 2009 istatistiklerine ait. Güncel istatistiklere göre bu rakam da 16.100 oldu.

Yine, AİHM’in karara bağladığı 12 bin 198 dosyadan 2 bin 295’i Türkiye’deki davalarla ilgili.
Doğal olarak 2009'dan kalma bu rakamlar da geçersiz. AİHM'nin 2011 itibariyle karara bağlamış olduğu toplam dosya sayısı da son istatistikler ışığında 14.017'dir.





Kimler Emeritus
Çehov Nasıl Yazılır
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Ölü Ozanlar Derneği'nin Finali
Men Dakka Dukka Ne Demek