Diyarbakır Valisi Reşit Bey

Abdülhamit Bilici 1915 olaylarından dolayı 1919-1922 arasında yapılan yargılamaları anlatıyor:

Divan-ı Harb-i Örfi zabıtlarına göre 1919-1922 dönemini kapsayan yargılamalarda, tespit edilebilen toplam 62 adet dava sonucunda 20'ye yakın idam cezası verilmiş ve bunlardan üçü infaz edilmişti.

Söz konusu 3 idam mahkumundan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in ve Yanyalı Nusret Bey'in idam cezası infaz edilmiştir. Diyarbakır Valisi Reşit Bey yakalanacağını anlayınca tabancasıyla intihar etmiştir.
Mehmet Reşit Bey
Doktor Reşit Bey

Güneydoğu’da İçinde Köylülerle Birlikte Satılan Köyler
Mavi Marmara'da Kaç Kişi Öldü
Kılıçdaroğlu'nun Tamamlayamadığı Cümle
Ziya Gökalp'in Türkçe Ezan Şiiri
AB Müktesebatı Kaç Sayfa

Galler Prensesi Kim

Mehmet Altan bugün İngiltere'deki kraliyet düğünü hakkında yazmış:

Ne ki onun hayalleri tuttu ve prenses, hatta dünden itibaren Galler Prensesi oldu...

Galler Prensi halen Prens Charles'tır ve Galler Prensesi de 2005'ten beri onun eşi olan Camilla Parker Bowles'tır. Bkz. http://www.princeofwales.gov.uk. Bkz. ilgili Daily Mail haberi.
Galler Prensesi

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Beşşar Esed'in Rütbesi

Hasan Cemal okurlarını Beşşar Esed hakkında bilgilendiriyor:

Hafız Esad’ın Londra’da tıp tahsili yapmış olan oğlu Beşşar Esad orgeneral rütbesiyle rejimin başına daha yeni oturtulmuştu.

Babası ölünce Beşşar Esed rejimin başına korgeneral rütbesiyle geçti. Bkz. The Handbook of the Middle East, Brassey's International Intelligence Yearbook, Syria
Beşşar Esed

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Süslü Bir Dairede Müdür Bile Değilsin

Çetin Altan bugün bir şiir alıntısı yapmış:

70 yıl önce Namdar Rahmi:

Sende cevher var imiş, bunu alem ne bilsin;
Süslü bir dairede müdür bile değilsin.

Şiirin doğrusu şöyledir:

Sende cevher var imiş onu herkes ne bilsin.
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin?
Şöyle bir dairede müdür bile değilsin.
Ne çıkar öğrenmişsin mesahayı pi diye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Tablolar

Yılmaz Özdil bugün tablo eşliğinde okurlarını bilgilendirmiş:
Oysa sayın Özdil Google'ın açıklamasına baksaydı söz konusu ivmedeki artışın Mart ayında olmadığını görürdü.

Söz konusu artış Nisan ayında olmuştur. Ayrıntılı tablosu da aşağıdaki gibidir:

Görüldüğü üzere söz konusu ivmenin tavan yaptığı tarih 6 Nisan günüdür. Yani 27 Mart gününden sonra. Aynı terim için 2011 Mart ayını sorguladığınızda ise Google şu cevabı vermektedir:

Yani Nisan ayının tersine, Mart ayımda dökümü yapmaya yetecek kadar çok arama yapılmamış.

* Katkısından ötürü Ekrem Söyler'e teşekkür ederiz.






Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Muhtesip, Tıkırtı Gazetesi'nde

Tıkırtı Gazetesi
Tıkırtı Gazetesi

Özay Şendir: Efendim iyi akşamlar. Tıkırtı Gazetesi'ne hoşgeldiniz. Dopdolu bir programla yine karşınızdayız. Efendim bu hafta köşe yazarlarının korkulu rüyası olan Muhtesip'i tanıtacağız size. Bir blog. Köşe yazarlarının köşelerindeki hataları anlayıp bunları teşhir ediyor. Teşhir ve sosyal medya ilişkisini konuşacağız ve bu hafta masaya yatıracağımız bir diğer ilişki şiir ve sosyal medya olacak. İşte bütün bu başlıklarla Tıkırtı Gazetesi başlıyor efendim.

Efendim, teşhir çok eski bir cezalandırma yöntemidir. Dünyada hemen hemen teşhir edilmeyen hiçbir şey kalmadı, özellikle de internetin yayılmasından sonra. Bu iş film hatalarıyla başlamıştı şimdi köşe yazarlarının köşelerindeki bilgi hatalarına kadar geniş bir yelpazeye de bulaştı. İşte bu hafta buradan yola çıkarak kurulan bir bloğu ama bir de teşhirin birazcık tarihçesine gireceğiz. İşte konuya dair hazırladığımız VTR ve ardından röportajımız.

İnternet çağında hataların teşhiri giderek yaygınlaşan bir alışkanlık. Bu iş ilk sinemayla başladı. Teşhir edilen kimi hatalar bilgilerden yola çıkıyordu. Örneğin U571 filminde Almanların şifre makinası Enigma'yı Amerikalıların ele geçirdiği gösteriliyordu ancak bu işi yapan İngilizlerdi. Bazı hatalarsa direkt sinema perdesine yansıyanlarla alakalıydı. Örneğin Gladyatör. Colezyum'daki savaş sırasında yan yatan at arabalarından birinin altındaki gaz tüpü tüm internette hızla yayıldı. Zaman içerisinde teşhir edilen hatalar gittikçe çoğaldı. Bu kimi zaman üretici bir firma kimi zaman yanlış atılan bir başlık kimi zaman harfleri karışan bir altyazı olarak çeşitlendi. Son dönemde hata teşhiri yeni bir boyut kazandı. Bugüne kadar dokunulmazlar listesinde yer alan köşe yazarlarının okurla paylaştığı bilgi hataları şimdi bir blog açılmasına neden oldu. Osmanlı döneminde zabıta anlamına gelen Muhtesip, köşe yazarlarının bilgi hatalarını yakalayıp onları teşhir ediyor. Tıkırtı gazetesi de şimdi Muhtesip'i masaya yatırıyor.

ÖŞ: Efendim VTR'de anlatmaya çalıştık. Köşe yazarları dünyanın her yerinde önce kendi ülkelerini sonra dünyayı kurtarırlar. Daha uzaya gitmedi bu iş ama burada gözden kaçanlar da oluyor. O gözden kaçanları da günümüzde sosyal medya varken zaman zaman can yakıcı olabiliyor. İşte, 2 hafta önce haberi çıktı. Herkes "Bir dakika!" dedi, döndü baktı ve... Bir blog gözden kaçanları aldı, derledi, topladı, hepimizin gözleri önüne serdi. Bundan memnun olanlar var memnun olmayanlar var. Şimdi Burçin bey bizle beraber. Sayın Burçin Aydoğdu. muhtesip nokta blogspot com. Değil mi? Doğru söyledim?

BA: Evet. Doğru.

ÖŞ: Hoşgeldin.

BA: Hoşbulduk.

ÖŞ: İki kişisiniz değil mi?

BA: Evet

ÖŞ: Bir de Levent bey var galiba. Levent Çelik bey var.

BA: Levent Demir.

ÖŞ: Tamam. Bunu hemen düzelttik. Nedir Muhtesip? Ne demektir Muhtesip?

BA: Muhtesip, eski zamanlarda Abbasilerde, Osmanlıda, Selçukluda pazarı denetleyen kişi. Bugünkü zabıtaya çok yakın. Yani esnafın doğru mal satıp satmadığını yani tüketici haklarını kollayan kişi. Devlet görevlisi.

ÖŞ: Anladım. Şimdi siz Medya mahallesine zabıta olarak daldınız.

BA: Gibi...

ÖŞ: Nereden çıktı bu fikir. Mesela bir gün gazeteyi okurken sinirlendiniz "E! Yeter artık!"tan mı çıktı? Nasıl çıktı bu?

BA: Aynen öyle. Kayınbiraderim Levent bunu başlatan. Bir yazı okurken bir filmden "7 Oscar'lı film" diye bahsediyor bir köşe yazarı. Halbuki o film hiç Oscar almamış. 7 dalda Oscar'a aday olmuş.

ÖŞ: Ha, güzel. İyi.

BA: O da bunu bir yazıyor bloga. Sonra bir şeyler daha görüyor. Onları da yazıyor. Sonra ben gördüm. Ben de katılayım dedim. Derken bugün 450'lerde falanız galiba. 5 ayda...

ÖŞ: Peki şunu söyleyeyim: anlayabildiğim kadarıyla zaman içerisinde anonimleşiyor galiba değil mi? İhbar gelmeye başladı mı insanlardan?

BA: Tabi tabi. Çok geliyor ihbarlar. Yani bizim gözümüzden kaçanları başka insanlar ihbar ediyor.

ÖŞ: Peki yani bu nasıl bir iştir, şimdi sabah oturup ilk iş geçip... Mesela bütün gazeteleri okuyarak mı tarıyorsunuz internetten mi tarıyorsunuz? Nasıl yapıyorsunuz?

BA: İnternette olmayanları taramıyoruz zaten. İnternette olanları tarıyoruz. Eğer mümkünse sabah kalkıp ilk iş hatta mümkünse mesai başlamadan önce, yani 9'a yetiştirebilirsem... Zamanım olursa hani günde 3 saatimi ayırıyorum

ÖŞ: Bunun okuması bile inanılmaz uzun sürer. Peki mesela var mı şöyle bir taktik: "Bak bu, hata yapmaya çok müsait bir adam. Onunla başlayalım" dedikleriniz var mı? Veya bunun stratejisi nasıl oluyor?

BA: Tabi tabi zamanla oluyor. Alıştıkça iyice "Bu, bu konuda hata yapar. Onun o konuda açığına bakalım.", diğerinin hangi konuda hata yaptığını zamanla öğreniyorsunuz. Ona biraz daha odaklı okuyabiliyoruz.

ÖŞ: Televizyon hatalarını yapsanız Mehmet Ali Birand sizi çok dava ederdi Mehmet Ali abi, sizi bırakmazdı herhalde. Peki. Bir, hata yapanlar var. Bir de hatalar var ve bir de bu hatayı yapanlar var elbette.

BA: Evet.

ÖŞ: Kızmıyorlar mı size? Yani "Niye bizim yanlışımızı yazıyorsunuz kardeşim? Üstünüze vazife mi?" demiyorlar mı size?

BA: O kadarını diyen olmadı sadece birinden mail geldi o da üslubumuzun biraz alaycı olmasıyla ilgiliydi ama iddialı bir köşe yazarının bir hatasını bulup da teşhir edince o kendiliğinden zaten alaycı oluyor.

ÖŞ: Özel bir şey yapmanıza gerek yok.

BA: Gerek kalmıyor çoğu zaman. Onun için öyle "Sizin ne haddinize" diyen bir yazar olmadı ama o şekilde holiganlardan diyeyim yani fanatiklerden mail'ler geliyor.

ÖŞ: Yani ne diye? "Bizim yazımızı..."?

BA: Yani "Siz haddinizi bilin!", işte "Siz mi her şeyi biliyorsunuz" falan şeklinde mail'ler alıyoruz insanlardan.

ÖŞ: Google'ın hafızası dahil olmak üzere yani 7 Oscar ve 7 Oscar'a adaylık...

BA: Yani herkesin bakıp 1 saniyede bulabileceği bir şey.

ÖŞ: Peki. Şimdi bu haber çıktı Star gazetesinde. Herkes gördü ve "Allah Allah!" oldular. Ne kadar arttı? Giriş yani ilgi bir anda döndü herhalde değil mi?

BA: Tabi tabi. Şu anda 5 bin 6 bin unique ziyaretçiye ulaştık.

ÖŞ: Yani artık herkes düzenli olarak geliyor.

BA: Tabi tabi. Her gün bakan var. Haftada bir bakan var.

ÖŞ: Peki şöyle bir istatistik var mı: biz Türk okuru olarak bir haftada kaç kere yanlış bilgiyle karşı karşıya kalıyoruz?

BA: Ben yuvarlak olarak söyleyeyim. Ayda 60 tane çıkarıyoruz.

ŞÖ: Ayda 60 tane?

BA: Günde 2 tane ortalama hata görüyoruz.

ŞÖ: Bir de bu 2 tane yanlış bilgi sadece köşe yazısında. Haberlerde değil. Di mi?

BA: Sadece köşe. Ve spor hariç. Siyasi ve genel yazanlar...

ŞÖ: Zaten spor yazarsanız özellikle transfer dönemlerinde...

BA: Yok, yetişemeyiz ona.

(Gülüşmeler)

ÖŞ: İnsanlar bloğu belirli amaçlarla kurarlar. Bunu rahatlamak için yapanlar var ama Amerika'daki örneklere baktığımız zaman bu iş tamamen ticari bir gayeyle yapılıyor. İlk hayal blogdan keşfedilip kitaba girmek arkasından vesaire vesaire ya da para kazanmak, reklam almak. Derdiniz ne?

BA: (Güler)

ÖŞ: Bir, bunu yayınlamak isteseniz çok kolay yayınlayamazsınız kitap olarak. İki, reklam veren mesela diyecek ki "Bizim markamızın köşe yazarlarını duman eden bir blog var. Oraya reklam vereyim"... Niye desin yani?

BA: Demez tabi. Bizim amacımız o anda yakalayıp içimizdeki kurdu atmak. Bunun başlangıç yolu bu; başlangıç nedeni... Ama uzun vadedeki amacımız da 'Yanlış Bilgi İtlaf Merkezi" oluşturmak çünkü bir köşe yazarının yanlış yazdığı bilgi yayılabiliyor internette. Işık hızıyla yayılıyor.

ÖŞ: Hem de nasıl yayılıyor.

BA: Forward'larla, Facebook'ta paylaşımlarla...

ÖŞ: Tabii, tabii.

BA: Biz bir şerh düşüyoruz: "Bakın o öyle demiş ama bu kaynakta da şöyle diyor" diye. Uzun vadede öyle bir veri tabanı olmak. İnsanlar Google'dan onun doğrusunu aradığı zaman sadece köşe yazısını bulmasın, Muhtesip'i de görsün, "Ha, doğrusu buymuş" diyebilsin.

ÖŞ: Tabi ama bu, acayip de, bir taraftan yorucu bir iş. Mesela şöyle bir şey var şimdi arşiv dediğiniz zaman Türkiye'de bana sorarsanız en büyük sorun gazetelerin dijital arşivlerinin işte 89'dan falan başlaması...

BA: Reklam yapmam serbest mi? Mesela Milliyet gazetesinin var aslında 1950'den bu yana... Müteşekkiriz o açıdan.

ÖŞ: Ama böyle bir yerden giriyor musunuz oralara? Kurcalıyor musunuz?

BA: Onu kullanıyoruz. Keşke diğerlerinin de olsa dediğiniz gibi. Bu büyük bir eksiklik. En eskiye giden 96'ya, 97'ye gidiyor. Türkiye'ye internetin girdiği zaman. Yani geçmişe yönelik arşiv koyan yok. Hatta hala internete girmeyen 2 gazete var.

ÖŞ: Hala internete girmeyen 2 gazete var?

BA: Yani "Gidin gazetemizi alın" diyorlar "Oradan okuyun köşe yazarlarını".

ÖŞ: E bu da ilginçmiş tabi. Peki. Merak konusu şu: bir gazeteyi açtığınız zaman karşınıza çıkan yazarlar var. Bunlardan bir kısmı mesela life-style denen, 'yaşam' üzerine yazan yazarlar. Bu aslında her konuda yazabilmek anlamına da gelebiliyor beraberinde. Onların da hatalarını buluyor musunuz?

BA: Yok. Çok abes olursa.

ÖŞ: Peki. Reklam kokan hareketleri artık çok rahat hissedebiliyor musunuz? Çok konuşulan bir konudur bu medya içerisinde. Bunların hiçbiri aslında bu konuyu çok alakadar etmiyor ama...

BA: Selam çakarlar birbirlerine falan. Biz objektif hatalar üzerine...

ÖŞ: Bir okura yazılan yazı var. Bir de alt satır mesajı olan yazı var.

BA: Tabii.

ÖŞ: Genelde yayın yönetmenine, patrona böyle yazılar vardır.

BA: Tabii tabii. Yani onları görüyoruz ama yazamıyoruz. Amacımız "objektiflikte kalalım", insanlara çamur atmak olmasın diye...

ÖŞ: Yani yorum yapmıyoruz sadece hata neyse onu yazıyoruz.

BA: Yorumdan kaçınıyoruz evet.

ÖŞ: Peki, yanlışsam lütfen düzeltin. Görebildiğim kadarıyla bir tane köşe yazarı, çok bilmekle övünen hatta o bilme övgüsü zaman zaman bilgisinin önüne geçtiği için antipatik olan bir yazar. İsmi lazım değil. Şimdi sıçratmayalım üzerimize. Sizin yazdığınız bir hatasından sonra galiba düzeltti değil mi? Bir gün sonra düzeltti.

BA: Düzeltti. Öyle bir-iki yazar oldu. Düzeltenler var. Tabi bizim ismimizi vermiyorlar. Vermelerini de beklemiyoruz zaten. Ama düzeltmiyor diğerleri. Asıl problem de orada galiba.

ÖŞ: Düzeltmiyorlar mı?

BA: 450 hata yakaladıysak 447'si düzeltilmedi. O yazı hala 7 Oscar'lı film diye duruyor köşede mesela.

ÖŞ: Ona çok yapılabilecek bir şey kalmıyor. Peki. Sitenin duyurulması vardır hani blog da olsa bu. Bunun duyurulması için yapılması gerekenler vardır. Bu konuda bir çabanız var mı? Siteler daha çok medya desteğiyle duyulur ama şimdi kendi yazarının hatalarını yazdığınız bir yer size nasıl...

BA: Ben aslında hiçbir gazete bizi yazmaz diye bekliyordum.

ÖŞ: Star o konuda yürekli çıktı ve haberinizi yaptı.

BA: Evet röportajımızı yaptı. Onun yazarlarını da eleştirdiğimiz halde. Diğer gazeteler de o röportajı alıntılamak yoluyla da olsa bizden bahsetti. Demek ki köşe yazarları onların o kadar da tabusu değilmiş.

ÖŞ: Şaşırdınız mı?

BA: Şaşırdık. Gerçekten ben hala şaşkınlık içindeyim. Yani basında yer almamızın şaşkınlığı içindeyim.

ÖŞ: Şimdi bir şey söyleyeyim ben, cevabını biraz bildiğim bir şey. Gazeteleri aslında var eden o muhabirlerdir. Muhabirlerin yaptığı haberlerdir. Haber olduğu için aslında bütün o...

BA: Ama markalaştıran da köşe yazarları.

ÖŞ: E tabi yani...

BA: O yüzden onlar starlaşıyor.

ÖŞ: Evet onlar daha ön plana çıkıyor. Öbürleri biraz daha zor bir hayat sürüyorlar.

BA: Ama işte hakkını vermesi lazım köşe yazarlarının da, madem onların omuzları üzerinde yükseliyorlar.

ÖŞ: Evet biraz öyle.

BA: Biraz çalışmaları lazım.

ÖŞ: Soru şu: var mı dünyada örneği?

BA: Bildiğim, yok. Yani özellikle blog şeklinde yapan yok ama zamanında Çetin Altan, bir köşe yazısında okuduğum kadarıyla, öyle bir köşe yazmış 'Dam Üstünda Saksağan' diye. Orada diğer köşe yazarlarının hatalarını yazıyormuş. Takma adla. Ama arşive gidip de hangisidir diye bulamadım.

ÖŞ: Bulamadınız ama Çetin Altan yazmış.

BA: Bunu söylüyor Çetin Altan.

ÖŞ: Yani yıllar önce yapılmış.

BA: İlk akıl eden biz değiliz demek ki.

ÖŞ: Burçin bey çok teşekkür ediyorum ben.

BA: Ben teşekkür ederim.

ÖŞ: Hakikaten elinize de sağlık yani. İlginç bir fikir.

BA: Sağolun.

ÖŞ: Bundan asla bir köşe yazısında bahsedilmeyebilir. Ben size söyleyeyim.

BA: Muhtemelen, muhtemelen.

ÖŞ: Fakat edilebilir de, çok önemli değil ama... Tüketicinin her türlü mal ile ilgili bakıyorum, medyanın da bu şekilde denetlenmesi bana sorarsanız son derece doğru olur ama biz hala bazı şeyleri, işte "tanzimat" ile "tazminat"ı yazarken o kadar çok karıştıran, anlam hatası yapan...

BA: O kadar ufağına girmiyoruz bile. Yetişemeyiz çünkü o kadar ufağına.

ÖŞ: Bir de böyle örnekler var ki o zaman hakikaten başa çıkılmaz hale geliyor.

BA: Tabi.

ÖŞ: Tüketici olarak, okur olarak hakkımızı koruyorsunuz. Teşekkürler. Elinize sağlık. Sağolun.

BA: ben teşekkür ederim.

AB Müktesebatı

İsmet Berkan, alternatif çılgın projesini açıklamış:

Benim ‘çılgın projem’ şu: AK Parti iktidarı birkaç yıl önce verdiği sözü tutsun, kendi açıkladığı takvime tamamen uysun, Türkiye’nin 90 bin küsur sayfalık Avrupa Birliği müktesebatını sanki tam üye olmuş gibi kendi kendine ve tamamen kendi arzusuyla yüzde yüz yerine getirmesini sağlasın.

Proje çılgın gibi gözükse de, gündemi biraz geriden takip ettiği kesin. AB üyeliği için AB hukukunun kabul edilmesi hususunda AB Muktesebatının uzunluğu bahsedilirken yıllardır her seferde Muktesebatın uzunluğu konusunda aynı rakamı kullanma alışkanlığına sahip yazarlardan sadece biri olan Sayın Berkan hafızasındaki rakamı uzun süredir güncellememiş.

Openeurope tarafından 2009 yılında gerçekleştirilen çalışmaya göre AB Muktesebatı yaklaşık olarak 170.000 sayfadır. 170.000 sayfanın yaklaşık 100.000 sayfası son 10 yıl içinde iç hukuka dahil edilmiştir. 2020 yılında toplam sayfa sayısının 350.000’i geçmesi tahmin edilmektedir (Çalışmanın gerçekleştirildiği 2009 yılı itibariyle sunulan rakamların 2011 yılında daha da fazla artmış olduğu gerçeği gözden kaçmamalıdır)


http://www.openeurope.org.uk/research/acquis.pdf 
Avrupa Birliği
* Katkısından dolayı Ekrem Söyler'e teşekkür ederiz.






Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Yorum Farkı

Ahmet Kekeç, Kılıçdaroğlu'nun yarım kalan cümlesini "ana...nı" şeklinde yorumlayan tek köşe yazarıydı:

cevap verirken, “Bundan sonra ismimi yolsuzlukla anarsan ana... nı... deyip kesti ve taraftarlarına doğru sempatik bir gülücük fırlattı.

Sözünü niçin ana... nı... diye noktaladığını da, parti olarak nicedir alıştırmalarını yaptıkları “temiz siyasetle” açıkladı.
Hemen Hulki Aktunç’un argo sözlüğünü açıyoruz ve ana...nı diye başlayan ifadelere bakıyoruz.
Ahmet Kekeç - 27 Nisan 2011

Bugün ise, söz konusu yorum farkına sıva çekerek diğer yazarların tespitine şık bir geçiş yaptığını görüyoruz:
En efendi haliyle sarf ettiği “ana... a... a...” ifadesini henüz tevil etmiştik ki, bu kez dağarcığından yepyeni bir hakaret çıkardı: “Deli...”
Ahmet Kekeç - 29 Nisan 2011
Kemal Kılıçdaroğlu

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Kılıçdaroğlu'nun Yarım Kalan Cümlesi

Aziz Üstel, Kılıçdaroğlu'nun yarım kalan cümlesinden bahsediyor:

Ben senin a... neyse gerisi söylemeyeyim!” lafıysa duruş falan değildir.

Söz konusu cümle şöyleydi:

Eğer bir toplu iğne ucu kadar yakınlarıma çıkar sağladığımı ispat edersen eyvallah, ispat edemezsen, benim adımı yolsuzlukla anarsan ana.. a ... Söylemeyeyim. Gerisini söylemeyeyim.
Kemal Kılıçdaroğlu

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Fuzuli Ne Zaman Yaşadı

Çetin Altan okurlarıyla tarih bilgisini paylaşıyor:

Ya Fuzuli’nin 600 yıl önce Nişancı Ali Paşa’ya yazdığı mektup:
-Selam verdik, rüşvet değildur deyu almadılar.

Mektup bir yana, Kanuni'nin Fuzuli'yi himayesine alması 1534 yılında yani 400 küsür yıl öncedir.
şair Fuzuli
Fuzuli

Devamında sayın Altan şöyle diyor:

Bir Yargıtay Başkanı da, “Adalet yılı”nı açarken yaptığı konuşmada:
-Vicdanımızla, cüzdanımız arasında sıkışıyoruz, demişti.

1998-1999 adli yılı açılış konuşmasında Yargıtay Başkanı Mehmet Uygun muhtemelen sayın Altan'ın aktardığı ile aynı şeyi düşünüyordu ama en azından ifade edişinin farklı olduğunu kabul etmek gerek:

Bilinmelidir ki; vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışan hakimin kararının tam ve en sağlıklı olacağını düşünmek insan aklına ve doğasına ters düşer.

Aynı yazıda 2 de alıntı hatası var:

Belki de bu tür nedenlerden ötürü 700 yıl önce Yunus Emre:

O da yalan bu da yalan
Var biraz da sen oyalan

O şiirin aslı tabii ki şöyledir:

Mal da yalan mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan

Diğer hatalı alıntı:
Rıza Tevfik de, eşi öldüğünde 3 yaşında öksüz kalan kızı Selma için yazdığı şiirde şöyle diyordu:

Bir hakikat var mı derken, bir hayale döneriz,
Hayat budur benim için, hatta senin için de...

Doğrusu şöyledir:

Varlık budur benim için, hatta senin için de,
"Bir hakikat var mı?" derken, bir hayale döneriz.
Rıza Tevfik
Rıza Tevfik
* Katkısından ötürü Sairtali'ye teşekkür ederiz.






Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Kanal Projesi Kimin Fikri

Taha Akyol kanal projesi konusunda okurlarını bilgilendiriyor:

‘Kanal İstanbul’ projesi Ecevit’inmiş; ne kadar güzel, akıl için yol bir! Daha önce de Abdülaziz’e kadar çeşitli Osmanlı padişahları düşünmüş bunu.

Abdülaziz'den çok daha önce, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan'ın Sakarya nehriyle Sapanca gölünü birleştirip İzmit Körfezi'ne akıtma projesi olduğu bilinmektedir.
Mimar Sinan
Mimar Sinan - Süleymanname

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Lale Devri Yazarıyız Biz

Sivilay Genç bugün CHP'yi topa tutmuş. Bakalım nasıl topa tutmuş:

Soru: Sevgili Sivilay Abla; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu Cuma saatinde miting yapmış. Cuma’ya gitmek isteyenlerin hali sorulunca Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran “Kaza yapsınlar” demiş. Cuma kaza yapılabilecek bir ibadet olmadığına göre CHP’nin din ile ilişkisini nasıl açıklayabiliriz? (Semih Paksoy)

Cevap: Sevgili Semih; CHP’nin Cuma namazıyla imtihanı bitmiyor. Daha önce rahmetli İsmet İnönü’ye niye Cuma namazına gitmediği sorulduğunda “Riya olmasın diye evde kılıyorum” cevabını vermişti.

Yanlış cevap. Soruyu "O sözü söyleyen Umut Oran değil Hurşit Güneş idi" diye düzeltmeliydiniz. Bkz. ilgili video kaydı

Yazımızı Sivilay Genç'in aynı yazısından bir alıntıyla bitirelim:

Cehalet modası son sürat devam ediyor
lale resmi
* Katkısı için Derkenar'a teşekkür ederiz.

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Ertuğrul Özkök Kimdir

Ertuğrul Özkök kendi adını ilk kez Wikileaks belgelerinde görünce sevincini okurlarıyla paylaşmış:

Adım WikiLeaks belgelerinde bir türlü geçmiyor.
Sedat orada, Akif, Mustafa, Cengiz...
Hepsi orada, bir ben yokum.
Demek ki kimse beni ciddiye almamış...
Ya da ciddiye alıp konuşmamış...
* * *
Dün bütün komplekslerimden kurtuldum.
Sonunda benim adım da WikiLeaks belgelerinde yer aldı.
“Allahım sana şükür, beni de ciddiye aldılar” dedim.
Üstelik de tam bana yakışacak bir konuda WikiLeaks belgelerine girdim.
Neyle mi?
“Kadın ayakkabıları” ile...

Ertuğrul Özkök hakkında öyle bir belge var ama tek belge o değil.

In a March 18 column, Ertugrul Ozkok, managing editor of Turkey's leading newspaper “Hurriyet” and one of the most authoritative press voices of the Establishment, noted that the Turkish public is deeply disturbed by what it perceives as a breakdown of law and order. Ozkok, in what would appear to be an overstatement, closed with a warning to Erdogan that, when democratic forces cannot ensure safety in the streets (sic), then the public and political space is left to other forces.
Bkz. Ertuğrul Özkök'ten bahseden diğer Wikileaks belgesi
Wikileaks

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Beşiktaş Belediyesi

Oray Eğin okurlarına Beşiktaş'ı anlatıyor:

Beşiktaş, geleneksel olarak hep sol belediyeleri seçmiş bir ilçe.

Beşiktaş'ta 1999 belediye seçimlerini ANAP kazandı ve Yusuf Namoğlu 2004'e kadar belediye başkanlığı yaptı.

Anahtar kelime: "hep"
Beşiktaş Belediyesi amblemi

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Ayasofya'yı Kim Yaptırdı

Erdal Şafak okurlarına İstanbul tarihini anlatıyor:

Bugün bile İmparator II. Justinyen'in 532-537 yılları arasında yaptırdığı Ayasofya'yı seyrediyoruz hayranlıkla.

Ayasofya'yı I. Justinyen yaptırmıştır.
Ayasofya

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Vecdi Gönül

Oral Çalışlar okurlarına Vecdi Gönül'ün özgeçmişini aktarıyor:

Göz kamaştıran bir CV: Emniyet Genel Müdürlüğü (1977-79), Ankara Valiliği (1979-81), YÖK kuruculuğu(1981-84), İzmir Valiliği (1984-88), İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı (1988-91), Sayıştay Başkanlığı (1991-98), ANAP milletvekilliği ve TBMM Başkanvekilliği (1999), Milli Savunma Bakanlığı (2002-10). Tam bir kariyer insanı. Hiç değişmeyen yönetici.

Sayın Çalışlar 1978 yılını atlamış. Vecdi Gönül'ün emniyet müdürlüğü 1977-79 arası değil 1977-78 arasıdır. 1978 yılında Vecdi Gönül merkez valisi olarak atanmış. Ondan sonra da Ankara valisi olmuş.

Milli Savunma Bakanlığı için de 2002-10 denmesi yanlış çünkü 2011 yılındayız ve Vecdi Gönül hala savunma bakanı. CV yazarken bu tür durumlarda ya "2002-2011" ya da "2002-halen" yazılır.
Vecdi Gönül
Vecdi Gönül
Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Tarafsız Yazar

Yılmaz Özdil, ALES'te sorulan bir soru üzerine kendine özgü çıkarımlarda bulunmuş:

Önce bi metin verilmiş:
“Gücünü gözlem ve mizahtan alan öyküleriyle tanınmaktadır. Konuşur gibi yazmanın doğurduğu rahatlık ve akıcılık görülür. Toplumsal bozuklukları, çarpık kişilikleri ele alır. Bilgilendirmeye yönelik bir yol seçer.”

*

Sonra da, aşağıdakilerden hangisi bu yazarın özelliklerinden biri “olamaz” diye sorulmuş.

*

Cevap?
Baktım cevap anahtarına.
E şıkkı.
Yani?
Bu yazarın özelliği, toplumsal
olayları “tarafsız” bakış açısıyla anlatmak “olamaz”mış!

*

Demek ki neymiş?
Gözlem yapan, mizahla süsleyen, konuşur gibi, rahat ve akıcı yazan, toplumsal bozuklukları, çarpık kişilikleri ele alan, ahaliyi bilgilendiren yazar “tarafsız olamaz”mış.


Yılmaz Özdil, soruyu biraz kırpmış tam metni şu şekilde:

  Gücünü gözlem ve mizahtan alan öyküleriyle tanınmaktadır. Öykülerinde, konuşur gibi yazmanın doğurduğu rahatlık ve akıcılık görülür. Toplumsal bozuklukları, çarpık kişilikleri ele alır. Küçük olayların anlatıldığı  bu öykülerde yazar, iyimserlikten uzak ve bilgilendirmeye yönelik bir yol seçer.

Sarıyla boyalı yerler, Özdil'in yazısında olmayıp, sorunun tam metninde var olan ifadeler. Ayrıca, cevap şıklarındaki ibare de "tarafsız" değil , "yansız" olarak yer alıyor kitapçıkta. Özdil, "yansız" kelimesini sevmemiş olacak ki, "tarafsız" kelimesi ile değiştirmiş.

Devamında, Özdil'in çıkarımlarına dair  yapacağımız eleştiriler subjektif yoruma gireceğinden, sınav sorusunun yazı konusu haline gelmesi  için kırparak yayınlanmasına dikkat çekip burada kesiyoruz.




* Katkılarından dolayı takipçilerimize teşekkür ederiz.





Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

ÜDS

Yalçın Doğan ÜDS ve ALES bağlamında sınavları incelemiş:

Sınav lisans üstü eğitim yapacak olan, ayrıca akademik personel için çok önemli. Master, doktora ve doçentliğe başvuranlar önce bu sınavdan geçmek zorunda. Dilde başarı kazananlar, daha sonra ALES’i geçmek, ardından hangi konuda ise, o daldaki sınavdan geçer not almak zorunda.

Lisans üstü eğitime devam edecek herkes dil sınavına girmek zorunda değildir. Meslek yüksekokullarının öğretim elemanı kadrolarına başvuranların ÜDS'ye girmeleri gerekmemektedir. Bkz. ÖSYM
test
* Katkısından dolayı Ekrem Söyler'e teşekkür ederiz.

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Çernobil Üstüne

Mehveş Evin, özellikle çevreye olan duyarlılığı ile tanıdığımız bir yazar. Bugün de nükleer enerji konusuna devam etmiş:

Burada ilginç bir bilgi verelim: Sağlık örgütü WHO ile IAEA (Uluslararası Enerji Ajansı), 1959’da birbirlerinin arkasını kollamak üzere bir anlaşma imzaladı. Buna göre biri, diğerinin alanına giren bir proje veya etkinlik yaparsa ortaklaşa hareket edecek!

Bilgi ilginç, ama tam olarak doğru değil. WHO ile sözkonusu  anlaşmayı imzalayan kuruluş, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) değil, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA). Mehveş Evin, kısaltmayı doğru koymuş ama açılımını yanlış yazmış. Zaten, anlaşmanın imzalandığı 1959 senesinde Uluslarası Enerji Ajansı diye bir kurum yoktu, zira bu teşkilat, OECD bünyesinde 1974'de kuruldu.

   Çernobil’in 20'nci yıldönümünde WHO ve IAEA, ortaklaşa Çernobil Forum Raporu’nu açıkladı.  

Yukarıdaki cümle, bu raporun sanki sadece bu iki kurumun başının altından çıktığını ima etsede bu bilgi de eksik.  2005 tarihli kısaca Çernobil Forumu olarak bilinen raporu hazırlayan ve sunanlar sadece WHO ve IAEA değildi. Aynı zamanda, UNDP ( Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı), FAO (Dünya Tarım Örgütü), UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı), UNOCHA(Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi), UNSCEAR /Birleşmiş Milletler Atomik Radyasyonun Etkileri Bilimsel Komitesi), Dünya Bankası, Belarus, Rusya ve Ukrayna temsilcilerinin katılımıyla oluşturuldu bu rapor.
Çernobil Nükleer Santrali

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Mavi Marmara'da Ölenler

Cüneyt Özdemir okurlarını Mavi Marmara hakkında bilgilendiriyor:

Hatta İsrail Mavi Marmara’da 11 kişiyi öldürdü ve Türkiye bir türlü hesap soramıyor mu?

Birleşmiş Milletler raporuna göre Mavi Marmara'da 9 kişi öldürüldü: Furkan Doğan, Necdet Yıldırım, Cevdet Kılıçlar, Ali Haydar Bengi, Cengiz Akyüz, Fahri Yaldız, Cengiz Songür, Çetin Topçuoğlu ve İbrahim Bilgen.
Mavi Marmara

Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Ziya Gökalp

Süleyman Ateş bugünkü yazısında alıntı yapmış:

Çünkü Kur’ân, kişinin okuduğu ayetlerin ve yaptığı duaların manasını anlaması için ayık, aklı başındayken namaz kılmasını, sarhoşken namaz kılmamasını emretmektedir. Demek ki okunan duanın manasını anlamak önemlidir. Ziya Gökalp bir şiirinde

Bir köy isterim ki, Köylü anlar manasını okuduğu duanın
dizesiyle bu özlemini belirtmiştir.

Ziya Gökalp'in söz konusu şiiri şöyle başlıyor:

Vatan

Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duânın...
Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'ân okunur.
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ'nın.
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!
Ziya Gökalp
Ziya Gökalp
* Katkısından ötürü Muhaber.net'e teşekkür ederiz.






Mirsat Ne Demek
Bir Yılda 100 Bin Uçak
Açık Oy Gizli Sayım Uygulanan Seçim
Erdoğan Nasıl Siirt Milletvekili Oldu
Fatmagül'ün Suçu Ne Romanı

Sanem Altan

Sanem Altan, bugünkü yazısında Muhtesip'ten bahsetmiş. Yazının bir yerinde de bir parça meydan okuma var:

Bu yazıda da bilerek ben hata yaptım. Bakalım kendilerine göre 10. hatamı bulabilecekler mi?

Sanem Altan'ın, blogun başlangıç dönemine dair bazı eleştirilerine katılmaktayız. Muhtesip'i yazma cesareti gösterdiği için de kendisine teşekkür ederiz. Kendisinin "10. hatamı bulabilecekler mi" deyişini "oyuncu bir gayret" olarak görüyoruz, çünkü, başka bir şey aramaya gerek kalmadan, sadece kendimizle alakalı bölüme bile baksak 10 sayısına rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Ama yine de puanını hanesine işlemiyoruz.

Burçin Aydoğdu ve Levent Çelik ismini yeni duydum. İkisi de avukat...

Levent'in soyadı Çelik değil Demir.

ÖYS - YGS

Burhan Ayeri bugün üniversite sınavı protestolarına değinmiş:

Bıraktık parti genel başkanlığını, üstüne üstlük başbakan olmuş zat, ÖYS'yi protesto edenlere karşı '5-10 bin kişi göndermekten' söz edebiliyor.

ÖYS mi kaldı sayın Ayeri? O sınavın adı YGS. ÖYS kalkalı neredeyse 10 yıl oluyor.

Kaldı ki, ÖYS ikinci aşama sınavın adıydı. YGS ise birinci aşama sınav. Yani eski ÖSS'ye karşılık geliyor. Oradan da tutmadı.

49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Fatmagül'ü Roman Uyarlaması Sanan Gazeteciler Kulübü

Ruhat Mengi okurlarıyla Fatmagül'ün Suçu Ne dizisi hakkındaki bilgi ve fikirlerini paylaşıyor:

Bir tek hata vardı ama roman yazıldığında henüz o yasa çıkmadığı için mazur görülebilir, tecavüz olayına karışan fakat kendisi tecavüz etmemiş olan Kerim için Yenge’nin Fatmagül’e “Sen onu affettikten sonra hakim ceza verir mi” demesi..

Sayın Mengi'ye Fatmagül'ü Roman Uyarlaması Sanan Gazeteciler Kulübüne hoşgeldiniz dedikten sonra tekrar hatırlatalım: Fatmagül'ün Suçu Ne roman değildir. Vedat Türkali roman değil filmin senaryosunu yazmıştır. İnanmazsanız kitapçılara sorabilirsiniz diyeceğim ama görünüşe göre Ruhat Mengi romanın çıktığı yılı bile biliyor!
Vedat Türkali'nin senaryosunu yazdığı Fatmagül'ün Suçu Ne

49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Vatan Gazetesi

Altan Öymen okurlarını Vatan gazetesi hakkında bilgilendiriyor:

Basınımızın 61 yıldır aralıksız yayımlanan saygın gazetesi Milliyet’in ve yayın hayatına 2003 yılında giren genç ve atak gazetesi Vatan’ın imtiyaz sahipleri değişiyor.

Vatan gazetesi yayın hayatına 22 Eylül 2002 tarihinde girdi.

Vatan logo

49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Sessiz Gazeteciler Kulübü

Cüneyt Özdemir, Milliyet ve Vatan gazetesinin devredilmesinin yankılarından bahsediyor:

* Gazeteler el değiştirirken gazeteciler sessiz. Hasan Cemal hariç.

El değiştiren Vatan gazetesinin yazarlarından Ruşen Çakır NTV'deki Yazı İşleri programında satışı şöyle yorumladı:

Bizim satışımız Wall Street’e benzemiyor. Bizimki Güneydoğu’da içinde köylülerle birlikte satılan köylere benziyor.

49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Türkiye Adalet Akademisi

Derya Sazak, Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçim beyannamesinden altını çizmek istediği yerleri belirtmiş:

Kemal Bey’in vaatlerinden altını çizdiklerimiz şöyle:

...Adalet Akademisi’ni de kuracağız. O yargıçlar orada seçilecek.

Adalet Akademisi diye bir kurum var zaten. Bkz. Adalet Akademisi Resmi Sitesi. Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının ilgili yerinde "Bu hedeflerden birisi de Adalet Akademisi. Onu da o bağımsız Yargıçlar Kurulu'na bağlayacağız. Sınavla seçilen yargıçlar orada eğitilecekler..." şeklinde  bir cümle kurunca, Adalet Akademisi'nin var olduğunu bilmeyen Derya Sazak, böyle bir yapının kurulacağının vaadedildiğini düşünmüş.  Oysa ki anlatılmak istenen bir yargıçlar kurulu oluşturup, Adalet Akademisi'ni de o kurula bağlama isteği. Belli ki, Derya Sazak, konuşmanın altını yanlış çizmiş.
Türkiye Adalet Akademisi

49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Bağımsız Milletvekili Adayı Harun Özcan

Çetin Altan son günlerdeki gelişmeleri değerlendiriyor:

Önce Kürt kökenli adaylardan 12’sinin adaylığının, anayasal bir engele takıldığı nedeniyle “veto” edilmesi; 72 saat sonra da 6 BDP destekli adayın “veto”sunun geri alınması...

YSK'nın adaylık başvurusunu reddettiği 12 kişi arasında Çanakkale'den bağımsız milletvekili adayı Harun Özcan da var. Kendisi 1961 Sinop doğumlu.

Her ne kadar Harun Özcan'ın özgeçmişinde de, hakkındaki haberlerde de, demeçlerinde de bu yönde bir bilgiye rastlamasak da umarız sayın Altan'ın bu adaydan "Kürt kökenli" diye bahsederken bir bildiği vardır, ezbere konuşmuyordur da bizi mahçup eder. Şimdilik puanını işlemeyelim, öyle dursun.
Harun Özcan

49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Eski CHP

Ahmet Hakan, CHP hakkındaki gözlemlerini paylaşıyor:

BEN kısa bir süre öncesine kadar CHP’ye şiddetle karşı idim...

Şunlardan dolayı:
- Bu parti “Kürt” sözcüğünü ağzına almazdı.

Ahmet Hakan "ağzına almazdı" gibi net bir iddiada bulunmuş. Muhtesip hatırlatma servisi sunar:

Kürtleri seviyoruz, PKK'yı sevmiyoruz
Deniz Baykal - Kasım 2007

Son dönemde birbirinden çok da kopuk olmadan belli bir planlama ile gündeme getirildi. Birden bire bu sorunun çözülmesi yönünde adımların atılması gerektiği belirtildi. Bu konuda ciddi gayret gösterildi. Cumhurbaşkanı Gül de bu konuda beklenti içinde. Kürt sorunu konusunda olumlu bir izlenim verilmek isteniyor. Tarihi fırsat deniyor, ama ne olduğu açıklanmıyor.
Deniz Baykal - Mayıs 2009

Kürt açılımı diye başlayan, sonra mahcup bir şekilde Kürt lafı unutularak demokratik açılıma dönüştürülen, şaka yapar gibi milli birlik politikasına dönüştürülen politikayla ilgili yeni şeyler söylemek gerekiyor.
Deniz Baykal - Eylül 2009
deniz baykal
Deniz Baykal

49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Açık Oy Gizli Tasnif

Nazlı Ilıcak cumhuriyet tarihini özetliyor:

İki olumsuz denemeden sonra, 1945'te çok partili rejime geçildi. Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı'na bağlandı.
Seçimlerde, "gizli oy, açık tasnif" esası benimsendi.

İlk genel seçim 21 Temmuz 1946'da, açık oy gizli tasnif usulüyle yapıldı. Gizli oy açık tasnif usulü ise 1950 genel seçiminden itibaren uygulandı.


49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Muhtesip Günsonu'nda

19 Nisan 2011 Salı - Selver Gözüaçık'ın sunduğu Günsonu programı
________________________________________________________

Selver Gözüaçık: Bu geceki ilk konuklarım köşe yazarlarının korkulu rüyası olacağa benzer. Köşe yazarlarının tutarsızlıklarını ve vahim hatalarını tespit edip kaynaklardan yararlanarak yanlış bilgileri eleştirel bir dille kurdukları Muhtesip isimli bloglarında ifşa eden Levent Demir ve Burçin Aydoğdu bizlerle. Hoşgeldiniz.
Levent Demir: Hoşbulduk.
Burçin Aydoğdu: Hoşbulduk.
SG: Asıl meslekleriniz ne? Burçin bey, sizin?
BA: Çevirmenlik yapıyorum.
SG: Levent bey?
LD: Avukatım.
SG: Avukatsınız. Peki. Önce; fikir nereden geldi aklınıza? Yani fikir derken, eleştiriyorsunuz gene ama bunu bir blog yapıp da yayınlama fikri nereden geldi aklınıza? Niye işi o kadar komplike hale getirdiniz?
LD: Aslında çok komplike değil. Yani, kendi kendimize "Madem internet var, dijital ortam var, köşe yazarlarının hatalarını okuyup hayıflanacağımıza biz bunları yazalım, bir iç dökme olsun" dedik ama bayağı bir geniş alana yayıldık.
SG: Zaten çok gazete okur musunuz?
LD: Tabi, kesinlikle.
BA: Evet.
SG: Peki kaç kişinin yazılarını okuyorsunuz?
BA: 30 var mıdır?
LD: 30'un üzerinde de vardır. Sonuçta bütün gazeteleri takip etmeye çalışıyoruz.
SG: Günlük hayata zaman kalmıyordur.
LD: Yok, kalıyor.
BA: Tamamen onun dışında...
LD: Bu zaten profesyonel işin dışında bir uğraş.
SG: Yani hobi olarak başlayıp bayağı bir zaman almaya başlamıştır tabi. Sabah erken saatte kalkınca ona ayırabiliyorsunuz bir zaman.
LD: Aslında hobi değil. Normalde yapıyorduk zaten. Hani okuduğumuz zamanımızı ayırıyorduk zaten.
BA: Artık ziyan etmiyoruz yani, bir yere yazıyoruz.
SG: Ziyan etmiyorsunuz! Güzel. Peki en çok nasıl hatalarla karşılaşıyorsunuz?
BA: Kulaktan dolma bilgileri aslına bakmadan yazıyorlar.
SG: Gerçekmiş gibi yazıyorlar.
BA: Gerçekmiş gibi ama onun yaygın yanlış olduğunu zaten bildiğimiz için oradan onun sağlamasını yaparak ifşa edebiliyoruz.
SG: O daha kolay. Peki daha zor olanlar var mı? Mesela en çok nerelere takılıyorsunuz?
LD: Mesela Batı basınından, başka yerlerden alınmış bilgiler var. Yani "Amerika'da şöyle bir şey olmuştu", "İngiltere'de de böyle bir şey oldu, bakın Türkiye'de olmuyor" ya da "Türkiye'de olsa ne olur?" gibi bilgiler... Biz onları tabi artık internet çağında orijinal kaynağından doğrulayıp "Böyle diyorsunuz ama aslında bu böyledir" diyoruz. Bu da çok rastlanılan bir şey.
BA: Bazen "Yok canım, bu öyle değildir. Bunda bir şey var" diyoruz. Akıl mantık gereği bir araştırıyoruz ve gerçekten de öyle değil yani...
SG: Öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Peki bloga ilgi nasıl? Ne diyorlar gelenler? Özellikle izleyiciler ne diyorlar yakaladığınız şeylere?
BA: Beğenen çok var tabi. Beğenen çok var ama kızan da çok var. Yazarlarını çok seven insanlar "Niye bu yazara bu kadar sataşıyorsunuz" diye mesaj atabiliyorlar.
SG: Özellikle sataştığınız yazar var mı?
LD: Yok ama öyle algılanıyor.
BA: Aslında yok.
LD: Belli yazarlar belli çok sayıda hata yapıyorlarsa bizde yer buluyorlar bu da sanki onlara sataşıyormuşuz gibi oluyor ama öyle bir şey yok.
SG: Peki sıralamayı nasıl yapıyorsunuz? Her gün okumayı sevdiğiniz köşe yazarları mutlaka vardır ama onların dışında da köşe yazarlarını sırf keyif olsun diye ya da böyle şeyleri yakalamak için okuduğunuz oluyor mu? Ya da: hep aynı 30 isim üzerinde mi çalışıyorsunuz yoksa 30, 40, 50 isim 100 isim oluyor mu bunlar?
LD: 30 olarak değil... Bütün köşe yazarları olarak söyleyeyim size, ulusal olarak. Ulusal gazetelerden, basından çıkanların hepsini okuyoruz. Benim zaten çok fazla sevdiğim köşe yazarı yok yani. Sevdiğim, okumaktan hoşlandığım köşe yazarı yok.
SG: Dolayısıyla hepsine objektif bakabiliyorsunuz.
LD: Aynen öyle.
SG: Burçin senin için de aynı şey geçerli mi?
BA: Aynen geçerli.
SG: Peki en çok hatasını yakaladığınız köşe yazarları kimler?
LD: Blogda yazıyor zaten onlar.
(gülüşmeler)
SG: Bloğun adı neydi?
LD: Muhtesip.
SG. Muhtesip. Muhtesip ne demek?
BA: Osmanlılarda, Abbasilerde çarşıyı, pazarı denetleyen, şimdiki zabıta benzeri biraz daha özerk bir görevli. Yani tüketicinin hakkını koruyan kişi. Biz de bir nevi köşe yazarlarının okurlarının haklarını korumuş oluyoruz. Öyle bir benzetme kurduk.
SG: Yani sinerjiyi oradan yarattık... Peki bu muhtesipliğiniz sonucu şu ana kadar kaç hata düzelttiğinizi biliyor musunuz?
BA: 400 küsür. 450'yi geçtik, 500'e dayandık. 5 ayda bu...
SG: 5 ayda? Ayda 100 ortalama.
LD: Tabi ki ama biz en vahim olanlarını koyuyoruz.
SG: Yani hepsi de değil?
BA: Her gördüğümüzü değil, yok. Harf hatalarını filan koymuyoruz. Yetişemeyiz.
LD: Bazen "o küçük onu koymayalım" diyoruz. Bazen köşe yazarlarının sevenlerinden gelen tepkilerden korkuyoruz. Oluyor böyle şeyler.
SG: Korkacaksınız tabi, bu gayet normal. Peki sadece ikiniz mi yapıyorsunuz yoksa sağdan soldan yardım eden var mı?
BA: Sadece ikimiz hatta bazı günler tekimiz. Birimiz çok meşgul oluyor sadece birimiz bakıyor.
LD: Ama şu da var: mesela email atıyorlar.
BA: İhbar geliyor.
SG: "Bir köşe yazarı şöyle bir şey yazmış" diye geliyor, böyle yuvarlak içine almış, çıkarmış mu size onu yuvarlak içine almış. Hatta büyük ihtimalle scan edip fotoğrafını çekip gönderenler vardır size.
BA: Aynen öyle.
LD: Çok var. O şekilde gönderiyorlar. "Köşe yazarı böyle bir şey yazmış aslında öyle değil" diye. Biz de isim vererek yayınlıyoruz.
SG: Peki ne yapacaksınız sonunda? Bu sürekli devam edecek.
BA: Veri tabanı oluşur diye umuyoruz. Yani doğru bilgileri bir araya getirmiş oluruz. Yanlış bilgi itlaf merkezi gibi olur. Hani o konuda Google'da bilgi arayan kişi bizim bloga rastlarsa "Ha yanlışı buymuş, doğrusu buymuş" diye emin olabilir.
LD: Öyle profesyonel bir amaçla çıkmadığımız için yola "Sonunda şöyle olsun, böyle olsun" diye... Tek maksadımız yanlış bilgilere karşı bir tane vaha olsun. İsteğimiz bu yani.
SG: Peki. Muhtesip nokta com değil mi? Muhtesip nokta org mu yoksa?
LD: com
BA: muhtesip nokta blogspot nokta com'dan da girilebilir...
SG: Tamam.
BA: muhtesip.com da yönlendirir.
SG: Ama muhtesip diye ararsak?
BA: Her şekilde çıkar.
SG: Google efendiden her türlü çıkarsınız. Peki. Çok teşekkür ederim geldiğiniz için. Başarılar diliyorum. Keyifli bir iş yapıyorsunuz. Sizin keyif aldığınız kesin. Okuyanlar da keyif alıyordur.
BA: İnşallah.
SG: Tek keyif almayacaklar hatası yakalanan köşe yazarları olacak ama onlar da düzeltirler ne olacak...
BA: Almaya çalışsınlar.
SG: Çok teşekkür ederim geldiğiniz için.
LD: Sağolun.
BA: Sağolun.

Hakk-ı Memnu

Güneri Cıvaoğlu YSK kararına ilişkin son gelişmeleri aktarıyor:

BDP destekli 7 bağımsız adaydan kamuoyunda ağırlığı olan 5’inin seçimlere girebileceğini söylemek yanlış olmaz.
4’ü; Leyla Zana, Gültan Kışanak, Hatip Dicle, Ertuğrul Kürkçü mahkemelerden “memnu hakların iadesi” belgesini alarak YSK’ya sundular.
Yani teorik olarak “eksik” kalmadı.
Sebahat Tuncel’in ise mahkûmiyeti 1 buçuk yıl olduğu için durumu zordaydı.
Çünkü Anayasa’nın 76.maddesi “1 yıldan daha fazla mahkûmiyet kararı olanların, milletvekili seçilemeyeceklerini” hükme bağlamış.
Mahkeme Sebahat Tuncel’in mahkûmiyetini 6 aya indirdi, 1 yılını ise erteledi.
Tuncel’in de seçim engelinin kalktığı sonucu çıkarılabilir.
Sadece BDP destekli 2 bağımsız adayın yolu kapalı.
Biri İsa Gürbüz, diğeri Salih Yıldız.

Salih Yıldız, elinde memnu hakların iadesine dair belge olduğu iddiasıyla itiraz başvurusunda bulunan ilk bağımsız adaydı.

YSK'nın 12 bağımsız milletvekili adayı hakkında aldığı adaylıklarının iptali kararının ardından İl Seçim Kuruluna gelen BDP Genel Saymanı ve eski Yüksekova Belediye Başkanı Salih Yıldız, itiraz dilekçesi ve memnu haklarını kullanma belgesiyle itirazda bulundu.
İnternet Haber - 19 Nisan 2011 Salı 19:59
Kaynak: hakkarihabertv.com

49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek

Tayyip Erdoğan Nasıl Milletvekili Oldu

Metin Münir, Tayyip Erdoğan'ın milletvekili olma sürecini anlatıyor:

2002 seçimlerini AKP kazandı ama Tayyip Erdoğan Başbakan olamadı. Anayasa’nın bir hükmüne göre, hapis yattığı için yasaklıydı. Milletvekili adayı olamazdı.
Ama CHP ona arka çıktı. Anayasa hızla değiştirildi. Bir milletvekili istifa etti. Yerine Erdoğan seçildi.

AKP milletvekili Mervan Gül milletvekilliğinden istifa etmedi. Seçim tutanakları iptal edildiği için milletvekilliği kendiliğinden düştü:

Yüksek Seçim Kurulunun, 3.11.2002 tarihinde yapılan milletvekili genel seçiminde Siirt İli seçim çevresinde yapılan seçimin iptaline ilişkin kararı Genel Kurulun bilgisine sunuldu ve Başkanlıkça, Yüksek Seçim Kurulunun bu kararı gereğince seçim tutanakları iptal edilen Siirt Milletvekilleri Ekrem Bilek, Mervan Gül ve Mehmet Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliklerinin sona ermiş bulunduğu ve gerekli işlemin yapılacağı açıklandı.
TBMM 10 Aralık 2002 tarihli tutanak

Mervan Gül'ün yaptığı fedakarlık istifa etmek değil aynı seçim bölgesinde tekrar aday olmamaktı. Milletvekilliği zaten düşmüştü.
Recep Tayyip Erdoğan
Recep Tayyip Erdoğan
* Katkısından ötürü kermith'e teşekkür ederiz.






49'lar Davası - Şerafettin Elçi
Can Dündar-Abdurrahim Tunçak Görüşmesi
Pogrom Ne Demek
Deniz Baykal Ne Zaman İstifa Etti
Bakara Ne Demek