Muhtesip Günsonu'nda

19 Nisan 2011 Salı - Selver Gözüaçık'ın sunduğu Günsonu programı
________________________________________________________

Selver Gözüaçık: Bu geceki ilk konuklarım köşe yazarlarının korkulu rüyası olacağa benzer. Köşe yazarlarının tutarsızlıklarını ve vahim hatalarını tespit edip kaynaklardan yararlanarak yanlış bilgileri eleştirel bir dille kurdukları Muhtesip isimli bloglarında ifşa eden Levent Demir ve Burçin Aydoğdu bizlerle. Hoşgeldiniz.
Levent Demir: Hoşbulduk.
Burçin Aydoğdu: Hoşbulduk.
SG: Asıl meslekleriniz ne? Burçin bey, sizin?
BA: Çevirmenlik yapıyorum.
SG: Levent bey?
LD: Avukatım.
SG: Avukatsınız. Peki. Önce; fikir nereden geldi aklınıza? Yani fikir derken, eleştiriyorsunuz gene ama bunu bir blog yapıp da yayınlama fikri nereden geldi aklınıza? Niye işi o kadar komplike hale getirdiniz?
LD: Aslında çok komplike değil. Yani, kendi kendimize "Madem internet var, dijital ortam var, köşe yazarlarının hatalarını okuyup hayıflanacağımıza biz bunları yazalım, bir iç dökme olsun" dedik ama bayağı bir geniş alana yayıldık.
SG: Zaten çok gazete okur musunuz?
LD: Tabi, kesinlikle.
BA: Evet.
SG: Peki kaç kişinin yazılarını okuyorsunuz?
BA: 30 var mıdır?
LD: 30'un üzerinde de vardır. Sonuçta bütün gazeteleri takip etmeye çalışıyoruz.
SG: Günlük hayata zaman kalmıyordur.
LD: Yok, kalıyor.
BA: Tamamen onun dışında...
LD: Bu zaten profesyonel işin dışında bir uğraş.
SG: Yani hobi olarak başlayıp bayağı bir zaman almaya başlamıştır tabi. Sabah erken saatte kalkınca ona ayırabiliyorsunuz bir zaman.
LD: Aslında hobi değil. Normalde yapıyorduk zaten. Hani okuduğumuz zamanımızı ayırıyorduk zaten.
BA: Artık ziyan etmiyoruz yani, bir yere yazıyoruz.
SG: Ziyan etmiyorsunuz! Güzel. Peki en çok nasıl hatalarla karşılaşıyorsunuz?
BA: Kulaktan dolma bilgileri aslına bakmadan yazıyorlar.
SG: Gerçekmiş gibi yazıyorlar.
BA: Gerçekmiş gibi ama onun yaygın yanlış olduğunu zaten bildiğimiz için oradan onun sağlamasını yaparak ifşa edebiliyoruz.
SG: O daha kolay. Peki daha zor olanlar var mı? Mesela en çok nerelere takılıyorsunuz?
LD: Mesela Batı basınından, başka yerlerden alınmış bilgiler var. Yani "Amerika'da şöyle bir şey olmuştu", "İngiltere'de de böyle bir şey oldu, bakın Türkiye'de olmuyor" ya da "Türkiye'de olsa ne olur?" gibi bilgiler... Biz onları tabi artık internet çağında orijinal kaynağından doğrulayıp "Böyle diyorsunuz ama aslında bu böyledir" diyoruz. Bu da çok rastlanılan bir şey.
BA: Bazen "Yok canım, bu öyle değildir. Bunda bir şey var" diyoruz. Akıl mantık gereği bir araştırıyoruz ve gerçekten de öyle değil yani...
SG: Öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Peki bloga ilgi nasıl? Ne diyorlar gelenler? Özellikle izleyiciler ne diyorlar yakaladığınız şeylere?
BA: Beğenen çok var tabi. Beğenen çok var ama kızan da çok var. Yazarlarını çok seven insanlar "Niye bu yazara bu kadar sataşıyorsunuz" diye mesaj atabiliyorlar.
SG: Özellikle sataştığınız yazar var mı?
LD: Yok ama öyle algılanıyor.
BA: Aslında yok.
LD: Belli yazarlar belli çok sayıda hata yapıyorlarsa bizde yer buluyorlar bu da sanki onlara sataşıyormuşuz gibi oluyor ama öyle bir şey yok.
SG: Peki sıralamayı nasıl yapıyorsunuz? Her gün okumayı sevdiğiniz köşe yazarları mutlaka vardır ama onların dışında da köşe yazarlarını sırf keyif olsun diye ya da böyle şeyleri yakalamak için okuduğunuz oluyor mu? Ya da: hep aynı 30 isim üzerinde mi çalışıyorsunuz yoksa 30, 40, 50 isim 100 isim oluyor mu bunlar?
LD: 30 olarak değil... Bütün köşe yazarları olarak söyleyeyim size, ulusal olarak. Ulusal gazetelerden, basından çıkanların hepsini okuyoruz. Benim zaten çok fazla sevdiğim köşe yazarı yok yani. Sevdiğim, okumaktan hoşlandığım köşe yazarı yok.
SG: Dolayısıyla hepsine objektif bakabiliyorsunuz.
LD: Aynen öyle.
SG: Burçin senin için de aynı şey geçerli mi?
BA: Aynen geçerli.
SG: Peki en çok hatasını yakaladığınız köşe yazarları kimler?
LD: Blogda yazıyor zaten onlar.
(gülüşmeler)
SG: Bloğun adı neydi?
LD: Muhtesip.
SG. Muhtesip. Muhtesip ne demek?
BA: Osmanlılarda, Abbasilerde çarşıyı, pazarı denetleyen, şimdiki zabıta benzeri biraz daha özerk bir görevli. Yani tüketicinin hakkını koruyan kişi. Biz de bir nevi köşe yazarlarının okurlarının haklarını korumuş oluyoruz. Öyle bir benzetme kurduk.
SG: Yani sinerjiyi oradan yarattık... Peki bu muhtesipliğiniz sonucu şu ana kadar kaç hata düzelttiğinizi biliyor musunuz?
BA: 400 küsür. 450'yi geçtik, 500'e dayandık. 5 ayda bu...
SG: 5 ayda? Ayda 100 ortalama.
LD: Tabi ki ama biz en vahim olanlarını koyuyoruz.
SG: Yani hepsi de değil?
BA: Her gördüğümüzü değil, yok. Harf hatalarını filan koymuyoruz. Yetişemeyiz.
LD: Bazen "o küçük onu koymayalım" diyoruz. Bazen köşe yazarlarının sevenlerinden gelen tepkilerden korkuyoruz. Oluyor böyle şeyler.
SG: Korkacaksınız tabi, bu gayet normal. Peki sadece ikiniz mi yapıyorsunuz yoksa sağdan soldan yardım eden var mı?
BA: Sadece ikimiz hatta bazı günler tekimiz. Birimiz çok meşgul oluyor sadece birimiz bakıyor.
LD: Ama şu da var: mesela email atıyorlar.
BA: İhbar geliyor.
SG: "Bir köşe yazarı şöyle bir şey yazmış" diye geliyor, böyle yuvarlak içine almış, çıkarmış mu size onu yuvarlak içine almış. Hatta büyük ihtimalle scan edip fotoğrafını çekip gönderenler vardır size.
BA: Aynen öyle.
LD: Çok var. O şekilde gönderiyorlar. "Köşe yazarı böyle bir şey yazmış aslında öyle değil" diye. Biz de isim vererek yayınlıyoruz.
SG: Peki ne yapacaksınız sonunda? Bu sürekli devam edecek.
BA: Veri tabanı oluşur diye umuyoruz. Yani doğru bilgileri bir araya getirmiş oluruz. Yanlış bilgi itlaf merkezi gibi olur. Hani o konuda Google'da bilgi arayan kişi bizim bloga rastlarsa "Ha yanlışı buymuş, doğrusu buymuş" diye emin olabilir.
LD: Öyle profesyonel bir amaçla çıkmadığımız için yola "Sonunda şöyle olsun, böyle olsun" diye... Tek maksadımız yanlış bilgilere karşı bir tane vaha olsun. İsteğimiz bu yani.
SG: Peki. Muhtesip nokta com değil mi? Muhtesip nokta org mu yoksa?
LD: com
BA: muhtesip nokta blogspot nokta com'dan da girilebilir...
SG: Tamam.
BA: muhtesip.com da yönlendirir.
SG: Ama muhtesip diye ararsak?
BA: Her şekilde çıkar.
SG: Google efendiden her türlü çıkarsınız. Peki. Çok teşekkür ederim geldiğiniz için. Başarılar diliyorum. Keyifli bir iş yapıyorsunuz. Sizin keyif aldığınız kesin. Okuyanlar da keyif alıyordur.
BA: İnşallah.
SG: Tek keyif almayacaklar hatası yakalanan köşe yazarları olacak ama onlar da düzeltirler ne olacak...
BA: Almaya çalışsınlar.
SG: Çok teşekkür ederim geldiğiniz için.
LD: Sağolun.
BA: Sağolun.