Muhtesip, Tıkırtı Gazetesi'nde

Tıkırtı Gazetesi
Tıkırtı Gazetesi

Özay Şendir: Efendim iyi akşamlar. Tıkırtı Gazetesi'ne hoşgeldiniz. Dopdolu bir programla yine karşınızdayız. Efendim bu hafta köşe yazarlarının korkulu rüyası olan Muhtesip'i tanıtacağız size. Bir blog. Köşe yazarlarının köşelerindeki hataları anlayıp bunları teşhir ediyor. Teşhir ve sosyal medya ilişkisini konuşacağız ve bu hafta masaya yatıracağımız bir diğer ilişki şiir ve sosyal medya olacak. İşte bütün bu başlıklarla Tıkırtı Gazetesi başlıyor efendim.

Efendim, teşhir çok eski bir cezalandırma yöntemidir. Dünyada hemen hemen teşhir edilmeyen hiçbir şey kalmadı, özellikle de internetin yayılmasından sonra. Bu iş film hatalarıyla başlamıştı şimdi köşe yazarlarının köşelerindeki bilgi hatalarına kadar geniş bir yelpazeye de bulaştı. İşte bu hafta buradan yola çıkarak kurulan bir bloğu ama bir de teşhirin birazcık tarihçesine gireceğiz. İşte konuya dair hazırladığımız VTR ve ardından röportajımız.

İnternet çağında hataların teşhiri giderek yaygınlaşan bir alışkanlık. Bu iş ilk sinemayla başladı. Teşhir edilen kimi hatalar bilgilerden yola çıkıyordu. Örneğin U571 filminde Almanların şifre makinası Enigma'yı Amerikalıların ele geçirdiği gösteriliyordu ancak bu işi yapan İngilizlerdi. Bazı hatalarsa direkt sinema perdesine yansıyanlarla alakalıydı. Örneğin Gladyatör. Colezyum'daki savaş sırasında yan yatan at arabalarından birinin altındaki gaz tüpü tüm internette hızla yayıldı. Zaman içerisinde teşhir edilen hatalar gittikçe çoğaldı. Bu kimi zaman üretici bir firma kimi zaman yanlış atılan bir başlık kimi zaman harfleri karışan bir altyazı olarak çeşitlendi. Son dönemde hata teşhiri yeni bir boyut kazandı. Bugüne kadar dokunulmazlar listesinde yer alan köşe yazarlarının okurla paylaştığı bilgi hataları şimdi bir blog açılmasına neden oldu. Osmanlı döneminde zabıta anlamına gelen Muhtesip, köşe yazarlarının bilgi hatalarını yakalayıp onları teşhir ediyor. Tıkırtı gazetesi de şimdi Muhtesip'i masaya yatırıyor.

ÖŞ: Efendim VTR'de anlatmaya çalıştık. Köşe yazarları dünyanın her yerinde önce kendi ülkelerini sonra dünyayı kurtarırlar. Daha uzaya gitmedi bu iş ama burada gözden kaçanlar da oluyor. O gözden kaçanları da günümüzde sosyal medya varken zaman zaman can yakıcı olabiliyor. İşte, 2 hafta önce haberi çıktı. Herkes "Bir dakika!" dedi, döndü baktı ve... Bir blog gözden kaçanları aldı, derledi, topladı, hepimizin gözleri önüne serdi. Bundan memnun olanlar var memnun olmayanlar var. Şimdi Burçin bey bizle beraber. Sayın Burçin Aydoğdu. muhtesip nokta blogspot com. Değil mi? Doğru söyledim?

BA: Evet. Doğru.

ÖŞ: Hoşgeldin.

BA: Hoşbulduk.

ÖŞ: İki kişisiniz değil mi?

BA: Evet

ÖŞ: Bir de Levent bey var galiba. Levent Çelik bey var.

BA: Levent Demir.

ÖŞ: Tamam. Bunu hemen düzelttik. Nedir Muhtesip? Ne demektir Muhtesip?

BA: Muhtesip, eski zamanlarda Abbasilerde, Osmanlıda, Selçukluda pazarı denetleyen kişi. Bugünkü zabıtaya çok yakın. Yani esnafın doğru mal satıp satmadığını yani tüketici haklarını kollayan kişi. Devlet görevlisi.

ÖŞ: Anladım. Şimdi siz Medya mahallesine zabıta olarak daldınız.

BA: Gibi...

ÖŞ: Nereden çıktı bu fikir. Mesela bir gün gazeteyi okurken sinirlendiniz "E! Yeter artık!"tan mı çıktı? Nasıl çıktı bu?

BA: Aynen öyle. Kayınbiraderim Levent bunu başlatan. Bir yazı okurken bir filmden "7 Oscar'lı film" diye bahsediyor bir köşe yazarı. Halbuki o film hiç Oscar almamış. 7 dalda Oscar'a aday olmuş.

ÖŞ: Ha, güzel. İyi.

BA: O da bunu bir yazıyor bloga. Sonra bir şeyler daha görüyor. Onları da yazıyor. Sonra ben gördüm. Ben de katılayım dedim. Derken bugün 450'lerde falanız galiba. 5 ayda...

ÖŞ: Peki şunu söyleyeyim: anlayabildiğim kadarıyla zaman içerisinde anonimleşiyor galiba değil mi? İhbar gelmeye başladı mı insanlardan?

BA: Tabi tabi. Çok geliyor ihbarlar. Yani bizim gözümüzden kaçanları başka insanlar ihbar ediyor.

ÖŞ: Peki yani bu nasıl bir iştir, şimdi sabah oturup ilk iş geçip... Mesela bütün gazeteleri okuyarak mı tarıyorsunuz internetten mi tarıyorsunuz? Nasıl yapıyorsunuz?

BA: İnternette olmayanları taramıyoruz zaten. İnternette olanları tarıyoruz. Eğer mümkünse sabah kalkıp ilk iş hatta mümkünse mesai başlamadan önce, yani 9'a yetiştirebilirsem... Zamanım olursa hani günde 3 saatimi ayırıyorum

ÖŞ: Bunun okuması bile inanılmaz uzun sürer. Peki mesela var mı şöyle bir taktik: "Bak bu, hata yapmaya çok müsait bir adam. Onunla başlayalım" dedikleriniz var mı? Veya bunun stratejisi nasıl oluyor?

BA: Tabi tabi zamanla oluyor. Alıştıkça iyice "Bu, bu konuda hata yapar. Onun o konuda açığına bakalım.", diğerinin hangi konuda hata yaptığını zamanla öğreniyorsunuz. Ona biraz daha odaklı okuyabiliyoruz.

ÖŞ: Televizyon hatalarını yapsanız Mehmet Ali Birand sizi çok dava ederdi Mehmet Ali abi, sizi bırakmazdı herhalde. Peki. Bir, hata yapanlar var. Bir de hatalar var ve bir de bu hatayı yapanlar var elbette.

BA: Evet.

ÖŞ: Kızmıyorlar mı size? Yani "Niye bizim yanlışımızı yazıyorsunuz kardeşim? Üstünüze vazife mi?" demiyorlar mı size?

BA: O kadarını diyen olmadı sadece birinden mail geldi o da üslubumuzun biraz alaycı olmasıyla ilgiliydi ama iddialı bir köşe yazarının bir hatasını bulup da teşhir edince o kendiliğinden zaten alaycı oluyor.

ÖŞ: Özel bir şey yapmanıza gerek yok.

BA: Gerek kalmıyor çoğu zaman. Onun için öyle "Sizin ne haddinize" diyen bir yazar olmadı ama o şekilde holiganlardan diyeyim yani fanatiklerden mail'ler geliyor.

ÖŞ: Yani ne diye? "Bizim yazımızı..."?

BA: Yani "Siz haddinizi bilin!", işte "Siz mi her şeyi biliyorsunuz" falan şeklinde mail'ler alıyoruz insanlardan.

ÖŞ: Google'ın hafızası dahil olmak üzere yani 7 Oscar ve 7 Oscar'a adaylık...

BA: Yani herkesin bakıp 1 saniyede bulabileceği bir şey.

ÖŞ: Peki. Şimdi bu haber çıktı Star gazetesinde. Herkes gördü ve "Allah Allah!" oldular. Ne kadar arttı? Giriş yani ilgi bir anda döndü herhalde değil mi?

BA: Tabi tabi. Şu anda 5 bin 6 bin unique ziyaretçiye ulaştık.

ÖŞ: Yani artık herkes düzenli olarak geliyor.

BA: Tabi tabi. Her gün bakan var. Haftada bir bakan var.

ÖŞ: Peki şöyle bir istatistik var mı: biz Türk okuru olarak bir haftada kaç kere yanlış bilgiyle karşı karşıya kalıyoruz?

BA: Ben yuvarlak olarak söyleyeyim. Ayda 60 tane çıkarıyoruz.

ŞÖ: Ayda 60 tane?

BA: Günde 2 tane ortalama hata görüyoruz.

ŞÖ: Bir de bu 2 tane yanlış bilgi sadece köşe yazısında. Haberlerde değil. Di mi?

BA: Sadece köşe. Ve spor hariç. Siyasi ve genel yazanlar...

ŞÖ: Zaten spor yazarsanız özellikle transfer dönemlerinde...

BA: Yok, yetişemeyiz ona.

(Gülüşmeler)

ÖŞ: İnsanlar bloğu belirli amaçlarla kurarlar. Bunu rahatlamak için yapanlar var ama Amerika'daki örneklere baktığımız zaman bu iş tamamen ticari bir gayeyle yapılıyor. İlk hayal blogdan keşfedilip kitaba girmek arkasından vesaire vesaire ya da para kazanmak, reklam almak. Derdiniz ne?

BA: (Güler)

ÖŞ: Bir, bunu yayınlamak isteseniz çok kolay yayınlayamazsınız kitap olarak. İki, reklam veren mesela diyecek ki "Bizim markamızın köşe yazarlarını duman eden bir blog var. Oraya reklam vereyim"... Niye desin yani?

BA: Demez tabi. Bizim amacımız o anda yakalayıp içimizdeki kurdu atmak. Bunun başlangıç yolu bu; başlangıç nedeni... Ama uzun vadedeki amacımız da 'Yanlış Bilgi İtlaf Merkezi" oluşturmak çünkü bir köşe yazarının yanlış yazdığı bilgi yayılabiliyor internette. Işık hızıyla yayılıyor.

ÖŞ: Hem de nasıl yayılıyor.

BA: Forward'larla, Facebook'ta paylaşımlarla...

ÖŞ: Tabii, tabii.

BA: Biz bir şerh düşüyoruz: "Bakın o öyle demiş ama bu kaynakta da şöyle diyor" diye. Uzun vadede öyle bir veri tabanı olmak. İnsanlar Google'dan onun doğrusunu aradığı zaman sadece köşe yazısını bulmasın, Muhtesip'i de görsün, "Ha, doğrusu buymuş" diyebilsin.

ÖŞ: Tabi ama bu, acayip de, bir taraftan yorucu bir iş. Mesela şöyle bir şey var şimdi arşiv dediğiniz zaman Türkiye'de bana sorarsanız en büyük sorun gazetelerin dijital arşivlerinin işte 89'dan falan başlaması...

BA: Reklam yapmam serbest mi? Mesela Milliyet gazetesinin var aslında 1950'den bu yana... Müteşekkiriz o açıdan.

ÖŞ: Ama böyle bir yerden giriyor musunuz oralara? Kurcalıyor musunuz?

BA: Onu kullanıyoruz. Keşke diğerlerinin de olsa dediğiniz gibi. Bu büyük bir eksiklik. En eskiye giden 96'ya, 97'ye gidiyor. Türkiye'ye internetin girdiği zaman. Yani geçmişe yönelik arşiv koyan yok. Hatta hala internete girmeyen 2 gazete var.

ÖŞ: Hala internete girmeyen 2 gazete var?

BA: Yani "Gidin gazetemizi alın" diyorlar "Oradan okuyun köşe yazarlarını".

ÖŞ: E bu da ilginçmiş tabi. Peki. Merak konusu şu: bir gazeteyi açtığınız zaman karşınıza çıkan yazarlar var. Bunlardan bir kısmı mesela life-style denen, 'yaşam' üzerine yazan yazarlar. Bu aslında her konuda yazabilmek anlamına da gelebiliyor beraberinde. Onların da hatalarını buluyor musunuz?

BA: Yok. Çok abes olursa.

ÖŞ: Peki. Reklam kokan hareketleri artık çok rahat hissedebiliyor musunuz? Çok konuşulan bir konudur bu medya içerisinde. Bunların hiçbiri aslında bu konuyu çok alakadar etmiyor ama...

BA: Selam çakarlar birbirlerine falan. Biz objektif hatalar üzerine...

ÖŞ: Bir okura yazılan yazı var. Bir de alt satır mesajı olan yazı var.

BA: Tabii.

ÖŞ: Genelde yayın yönetmenine, patrona böyle yazılar vardır.

BA: Tabii tabii. Yani onları görüyoruz ama yazamıyoruz. Amacımız "objektiflikte kalalım", insanlara çamur atmak olmasın diye...

ÖŞ: Yani yorum yapmıyoruz sadece hata neyse onu yazıyoruz.

BA: Yorumdan kaçınıyoruz evet.

ÖŞ: Peki, yanlışsam lütfen düzeltin. Görebildiğim kadarıyla bir tane köşe yazarı, çok bilmekle övünen hatta o bilme övgüsü zaman zaman bilgisinin önüne geçtiği için antipatik olan bir yazar. İsmi lazım değil. Şimdi sıçratmayalım üzerimize. Sizin yazdığınız bir hatasından sonra galiba düzeltti değil mi? Bir gün sonra düzeltti.

BA: Düzeltti. Öyle bir-iki yazar oldu. Düzeltenler var. Tabi bizim ismimizi vermiyorlar. Vermelerini de beklemiyoruz zaten. Ama düzeltmiyor diğerleri. Asıl problem de orada galiba.

ÖŞ: Düzeltmiyorlar mı?

BA: 450 hata yakaladıysak 447'si düzeltilmedi. O yazı hala 7 Oscar'lı film diye duruyor köşede mesela.

ÖŞ: Ona çok yapılabilecek bir şey kalmıyor. Peki. Sitenin duyurulması vardır hani blog da olsa bu. Bunun duyurulması için yapılması gerekenler vardır. Bu konuda bir çabanız var mı? Siteler daha çok medya desteğiyle duyulur ama şimdi kendi yazarının hatalarını yazdığınız bir yer size nasıl...

BA: Ben aslında hiçbir gazete bizi yazmaz diye bekliyordum.

ÖŞ: Star o konuda yürekli çıktı ve haberinizi yaptı.

BA: Evet röportajımızı yaptı. Onun yazarlarını da eleştirdiğimiz halde. Diğer gazeteler de o röportajı alıntılamak yoluyla da olsa bizden bahsetti. Demek ki köşe yazarları onların o kadar da tabusu değilmiş.

ÖŞ: Şaşırdınız mı?

BA: Şaşırdık. Gerçekten ben hala şaşkınlık içindeyim. Yani basında yer almamızın şaşkınlığı içindeyim.

ÖŞ: Şimdi bir şey söyleyeyim ben, cevabını biraz bildiğim bir şey. Gazeteleri aslında var eden o muhabirlerdir. Muhabirlerin yaptığı haberlerdir. Haber olduğu için aslında bütün o...

BA: Ama markalaştıran da köşe yazarları.

ÖŞ: E tabi yani...

BA: O yüzden onlar starlaşıyor.

ÖŞ: Evet onlar daha ön plana çıkıyor. Öbürleri biraz daha zor bir hayat sürüyorlar.

BA: Ama işte hakkını vermesi lazım köşe yazarlarının da, madem onların omuzları üzerinde yükseliyorlar.

ÖŞ: Evet biraz öyle.

BA: Biraz çalışmaları lazım.

ÖŞ: Soru şu: var mı dünyada örneği?

BA: Bildiğim, yok. Yani özellikle blog şeklinde yapan yok ama zamanında Çetin Altan, bir köşe yazısında okuduğum kadarıyla, öyle bir köşe yazmış 'Dam Üstünda Saksağan' diye. Orada diğer köşe yazarlarının hatalarını yazıyormuş. Takma adla. Ama arşive gidip de hangisidir diye bulamadım.

ÖŞ: Bulamadınız ama Çetin Altan yazmış.

BA: Bunu söylüyor Çetin Altan.

ÖŞ: Yani yıllar önce yapılmış.

BA: İlk akıl eden biz değiliz demek ki.

ÖŞ: Burçin bey çok teşekkür ediyorum ben.

BA: Ben teşekkür ederim.

ÖŞ: Hakikaten elinize de sağlık yani. İlginç bir fikir.

BA: Sağolun.

ÖŞ: Bundan asla bir köşe yazısında bahsedilmeyebilir. Ben size söyleyeyim.

BA: Muhtemelen, muhtemelen.

ÖŞ: Fakat edilebilir de, çok önemli değil ama... Tüketicinin her türlü mal ile ilgili bakıyorum, medyanın da bu şekilde denetlenmesi bana sorarsanız son derece doğru olur ama biz hala bazı şeyleri, işte "tanzimat" ile "tazminat"ı yazarken o kadar çok karıştıran, anlam hatası yapan...

BA: O kadar ufağına girmiyoruz bile. Yetişemeyiz çünkü o kadar ufağına.

ÖŞ: Bir de böyle örnekler var ki o zaman hakikaten başa çıkılmaz hale geliyor.

BA: Tabi.

ÖŞ: Tüketici olarak, okur olarak hakkımızı koruyorsunuz. Teşekkürler. Elinize sağlık. Sağolun.

BA: ben teşekkür ederim.