3 Eylül 2012 Pazartesi

Hıncal Uluç Gafları

Sanat eleştirmenliği güneşimiz Hıncal Uluç 1 Eylül tarihli yazısında bir Çin filmine değinmiş.

Keşke film hakkındaki yorumunu da Çince yazsaymış çünkü bir makalede 5 hata birden yapmak Türk basın literatürü için hoş bir durum değil.

Alıntılarımıza başlayalım:


Hatalar:

1- Savaş Çiçekleri filmi Oscar adayı olmadı. Bkz. http://oscar.go.com/nominees

2- Nuri Bilge Ceylan'ın filminin adı "Bir Zamanlar Anadolu" değil "Bir Zamanlar Anadolu'da"dır. Bu fark önemlidir çünkü eserine bu ismi vererek yönetmen dünya sinemasındaki "Once Upon A Time In..." serisine atıf yapmıştır.

3- Bir Zamanlar Anadolu'da da Oscar adayı olmadı. Oscar aday adayı oldu. Bkz. konuyla ilgili haber

4- Hıncal Uluç'un iddiasının aksine Savaş Çiçekleri, Çin sinema tarihinin en çok hasılat yapan filmi olmaya çok uzaktır.

Sırf 2011'deki filmlere baktığımızda bile Çin'de 93 milyon Dolarlık hasılat yapan Savaş Çiçekleri'nin 173 milyon Dolar hasılat yapan Transformers: Dark of the Moon adlı filmin yakınına bile yaklaşamadığını görüyoruz. Bkz. Çin Devlet Radyo Film Televizyon İdaresi'nin verdiği rakamlar

Eğer kast ettiği Çin'de en çok hasılat yapan film değil de en çok hasılat yapan Çin filmi yani Çin yapımı film ise verdiği bilgi yine yanlış çıkıyor çünkü en çok hasılat yapan Çin filmi 102 Milyon Dolar hasılat yapmış olan Hero filmidir ve bu rekor henüz kırılmamıştır. Bkz. IMDB.

Hıncal Uluç muhtemelen filmin 2011'de en çok hasılat yapan Çin filmi olduğuna dair bir haberi yanlış yorumlamış.

Sanat eleştirmenliği güneşimizin ne demek istediğini anlamanın haklı gururuyla son tespitimize geçelim:


5- Christian Bale, Amerikalı değil İngilizdir.

Hatta konudan sapmak uğruna belirtmek isterim ki kariyerinin başlarında yer alan ve 6 dalda Oscar adayı olan Empire Of The Sun filminde de Japon işgali sırasında Çin'i terk eden ailesini kaybeden küçük bir İngiliz çocuğu canlandırmaktaydı.*



http://www.twitter.com/BurcinAydogdu

* Hata tespitleri Doctor Jivago'ya aittir.

26 Ağustos 2012 Pazar

Kim Esad Gidici Dedi

Bu köşede şimdiye kadar hep köşe yazarlarının hatalarını, tutarsızlıklarını ele aldık.

ABD ve Avrupa gazetelerindeki emsallerimizin aksine, politikacıların bilgi hatalarına ve tutarsızlıklarına pek girmedik çünkü yetişemeyiz diyordum.

Fakat Davutoğlu'nu çok sevdiğimdan ötürü onun için bir istisna yapmaya karar verdim ve bu haftaki köşemi kendisine ayırmaya karar verdim.

Yorum, analiz, mukayese, sarkazm yapıp zamanınızı da almayacağım. İki temiz alıntı bu konuda yeterli olacaktır. İşte o alıntılar:

Davutoğlu'nun 10 Ağustos 2011 tarihli açıklaması: "Aylar değil günler kaldı"

Davutoğlu'nun 25 Ağustos 2012 tarihli açıklaması: "Esed'in haftaları kaldı"

21 Ağustos 2012 Salı

Gazi Halep

Hasan Celal Güzel 18 Ağustos tarihli yazısında Halep'e değinmiş.

Halep'i Türkmen diyarı diye nitelemiş. Yazısının başlığını oluşturan Gazihalep ismi de kendisinin bu şehre izafe ettiği isim.

Bunlara girmeyeceğiz. Ele alacağımız konu Misak-ı Milli olacak çünkü yazarımız tarih bilimini sarsacak bir iddiada bulunarak Halep'in Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu ileri sürmüş.

Yazının ilgili kısmını alıntılayalım:

Ne yazık ki bu bilgi doğru değil.

Etnik veriler doğru olabilir ama bunların sağlamasını yapmaya gerek yok. Söz gelimi Bakü dahi Misak-ı Milli sınırları içinde değildir. Zira Misak-ı Milli sınırları etnik değil siyasi ve hukuki niteliktedir.

Misak-ı Milli, bilindiği üzere ülkenin Mondoros Ateşkes Antlaşması imzalandığında işgal edilmemiş topraklarını esas almaktadır. Ayrıca Batı Trakya'ya ve Kars, Ardahan ve Batum vilayetlerine ilişkin talepler içermektedir.

Mondoros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Halep dahil bugünkü Suriye'nin tamamı Fransız işgaline zaten girmişti. Ayrıca Erzin, Dörtyol ve Hassa ilçeleri dışında bugünkü Antakya da fiilen Fransız işgali altındaydı.

Atatürk'ün Misak-ı Milli ile talep ettiği topraklar ise İttifak Devletleri'nin ateşkesten sonra işgal ettikleri topraklar yani Musul, Kerkük, Antep, Maraş, Urfa, Adana gibi vilayetlerdir.

Mondoros Ateşkesi imzalandığında Fransız işgaline girmiş bulunan topraklar üzerinde yani Halep, Şam vs. üzerinde ise hak iddia edilmemiştir.

Dolayısıyla Halep'in iddia edildiği gibi Misak-ı Milli'ye dahil olması söz konusu değildir.

Halep, yazarımızın dediği gibi etnik olarak Gaziantep'le aynı yapıda olabilir (ki o da epey su götürür) fakat şu bir gerçek ki bu iki şehrin yolları uluslararası hukuk bakımından 1. Dünya Savaşı'nın bitiminde ayrılmıştır. Bu iki şehir üzerinden yapılan kıyas hatalıdır.

12 Ağustos 2012 Pazar

Çilingir Sofrası Ne Demek

Ertuğrul Özkök, Pazar yazısını okuduğu kitaptaki bilgileri okurlarına aktarmak suretiyle bedavaya getirmiş.




Kitaptan öğrendiklerini anlattıktan sonra bir de "Yiyecek İçecek Sözlüğü" yazıvermiş. Fakat bu sözlüğü de kitaba dayanarak mı yazmış, kafasından mı yazmış, orası belli değil.



Her halükarda, bilgi hatası yapmış olduğu için ilgi alanımıza giriyor.



İşte o sözlük:


Yazarımızın anlattığı hikaye yaygın bir 'halk etimolojisi' hikayesidir. Bu konudaki bir diğer rivayet ise çeşnigir sofrası ifadesinin zamanla çilingir sofrası haline geldiği şeklindedir, ki bu da hem ikna edicilikten uzak hem de dönüşüm bakımından mesnetsizdir.

Kelimelerin Soyağacı adlı eserde de belirtildiği üzere bugün anahtar ustası anlamında kullandığımız çilingir Farsça "demir aksamı ustası" anlamındaki çelangar (چيلانگار)kelimesinden geliyor.

Çilingir sofrası derkenki çilingir ise ayrı bir kökene sahiptir. Kelimelerin Soyağacı'nda da belirttiği üzere bu ifadeye ayrı bir sözlük maddesi şeklinde ilk olarak Ahmet Vefik Paşa eseri Lehçe-i Osmanî'de rastlıyoruz.


Bu kelimenin kökeni ise Farsçada "şölen veren" anlamına gelen, Moğolca-Farsça kırması şelan+gar ( شيلانگار ) kelimesidir.

Şölen verildiğinde kurulan sofra kuşkusuz övülmeye değer bir sofradır. İşte çilingir sofrası da hanların, beylerin verdiği yemeklerin büyüklüğündeki sofra demektir.

5 Ağustos 2012 Pazar

İstanbul'da Kaç Trafik Polisi Var

Can Ataklı yazısında İstanbul'un bitmek bilmeyen trafik problemini ele almış.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ndeki yol bakım çalışmaları için bazı şeritlerin trafiğe kapanmasına kendince çözümler üretmiş.

"Sahipsiz İstanbul'da trafiği çözmek zor değil" başlıklı yazısında meseleye çözümler üretirken sorunun temeline inmeye çalışmış: İstanbul'daki trafik polisi sayısını sorgulamış.

Gerisini yazarın kendisinden okuyalım:


2012 yılında Türkiye'nin ulusal gazetelerinden birinde yazan, İstanbul'un trafik sorununu çözecek olan köşe yazarımız nasıl bir arama yaptı da söz konusu rakamı bulamadı bilemiyoruz ama biz (reklam yapmak gibi olmasın) Google'da "İstanbul" ve "trafik polisi var" anahtar kelimelerini kullanıp 2006'dan 2010'a kadarki rakamlara kolaylıkla ulaştık.

Eldeki en güncel veri İstanbul'un trafikten sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı Oktay Bulduk'un verdiği rakamlar: İstanbul'da toplam 33 bin polis görev yapıyor ve bunların 2700'ü trafikte görevli.

Yazarımız trafik polisi sayısının yetersiz olduğunu da ileri sürmüş.

İstanbul'daki trafik polisi sayısının yeterliliği konusunda da elimizde veri mevcut: Prof. Dr. Haluk Gerçek'in verdiği rakamlara göre 2006 yılında İstanbul'daki 2 bin trafik polisi görev yapmaktayken Londra'da 800 trafik polisi, New York'da ise 1000 trafik polisi görev yapmaktadır.

Bir başka deyişle, her biri İstanbul'dan çok daha fazla taşıta sahip olan Londra'ya 800 trafik polisi, New York'a 1000 trafik polisi yetmekteyken İstanbul'a 2 bin trafik polisi yetmemektedir. Çünkü mesele polis sayısının yetersizliği değil altyapı meselesidir. Bkz. İstanbul'un Ulaşım Sorunu Konulu Söyleşi

29 Temmuz 2012 Pazar

Ha 21 Milyon Dolar Ha 269 Milyon Dolar

Ahmet Hakan Cuma günkü yazısında Türkiye'nin, daha doğrusu polis teşkilatının biber gazı ithalatını konu almış ve "kendi gazımızı neden kendimiz yapmıyoruz?" diye sormuş.

Kendisi 12 Mayıs günü polisle çatışan holiganlar yüzünden biber gazına maruz kaldığı için "Madem tüketen biziz üreten de biz olmalıyız!" diye düşünmüş olmalı.

Şaka bir yana, Allah hiç kimseyi biber gazına maruz bırakmasın, hiçbir polise de biber gazı kullandırmasın.

Konumuza dönersek, Ahmet Hakan meramını her zamanki gibi 1-, 2-, 3- diye maddeleyerek değil direkt çizelge çıkararak anlatmış:


Evet yukarıdaki rakamlarda bir gariplik var. Yıllık ithalat 1-2 milyon Dolar civarında seyrettiği halde 12 yıllık ithalatın 269 milyon Dolar olduğunu iddia etmiş.

Başka kaynaklardan kontrol ettiğimizde doğru rakamı bulmamız zor olmuyor: 21 milyon 269 bin Dolar. Bkz. Milliyet'in konu hakkındaki haberi.

Aradan 2 gün geçmiş ve 248 milyon Dolarlık bu ufak hata düzeltilmemiş.

Zaten Ahmet Hakan da son yazısında "Kaçtım ben" diyerek kaçmış. Demektir ki iş başa düştü; hadi düzeltme de bizden hediye olsun.


22 Temmuz 2012 Pazar

Çetin Altan'ın Üçlemesi

Çetin Altan'ın köşesi yıllardır aynıdır.

Aklına gelenleri düzenli düzensiz, bağlantılı bağlantısız yazar.

Arada bir bir bilgi verir, bir alıntı yapar.

İşte o zaman da bize iş çıkar çünkü genelde o bilgi yanlış, alıntı hatalıdır.

Gelelim Çetin Altan'ın üçlemesine.

Yazarımızın Cumartesi günkü yazısından:


Plan, kroki bir yana dursun, Haliç üzerine yapılan ilk köprünün Iustinianus döneminde yani Leonardo Da Vinci'den 9 asır önce yapılan 12 kemerli bir taş köprü olduğu bilinmektedir.

Yazımıza devam edelim:

Damat Ferit Paşa ömrü boyunca toplam iki kez vezir-i azam olmuştur.

Gelelim Çetin Altan'ın modifiye ettiği Nazım Hikmet şiirine:

Şiirin aslı ise şöyle:

Gece gelen telgraf
Dört heceden ibaretti:
"Vefat etti."
.....(arada 41 dize var)
Düşmanlar kına yaksın
Dostlar girsin saflara.
Sen gözyaşı göstermeden ağlıyacaksın
Gece gelen telgraflara...

LDP Tek Başına İktidar

Bahsettiğim LDP bizim yunus logolu parti değil. Japonya'nın en büyük partisinin adı da LDP. Üstelik açılımı bizdekinin aynısı: Libe...